Kimlik Ve Kişilik Oluşumu

PSİKOTERAPİ    ENSTİTÜSÜ

KİŞİLİK  OLUŞUMU

22.11.2005

Bu biyolojik yapının ahenkli bir şekilde varlığını sürdürebilmesi büyüyebilmesi için uygun bir çevrede yaşamını sürdürmesi gerekir. Onun içerisinde açmaya hazır bir takım goncalar güller var. Bu gonca ve güller ruhsal yapımızın ana komponentleri bu, bu yapılar belirli bir ortamda bir uyarıya muhatap olursa açılıyorlar gül halini alıyorlar. Uyarıya muhatap olmazlarsa sönüp kalıyorlar. Bu ne demek bu şu demek bebek doğduğunda temel ihtiyacı ruhsal yapının şekillenebilmesi için dışarıdan uyarı ile beslenmesi gerekir. Bu uyarı beş duyu dediğimiz görsel işitsel dokunsal tatsal ve duyusal uyarılarla uyarılması gerekir. İşte doğduğu ortamdaki diğer insanlar ve bireyler bu çocuğa ne kadar çok uyaran verir ise onun ruhsal goncasının açılmasına ve bir gül haline gelmesine neden olur.  Eğer çocukla ilgilenilmez çocuğa bu uyarılar verilmez ise çocuğun ruhsal gelişimi bir nevi kavrularak daha açmadan sönen bir goncaya dönüşmektedir. Bunun tipik örnekleri yetiştirme yurtlarında anne ve babasız büyütülen çocukların motor ve mental gelişim dediğimiz ruhsal gelişimlerini yaşıtlarına göre birkaç yaş geriden gelmesi. Eğer imkân olsaydı denemek mümkün olsaydı bir çocuğun hiç uyarı olmadan sadece beslenmesini temin etseydik. Hiçbir insanı potansiyeli gelişmezdi. Şimdi bizim burada konuşacağımız konu böyle bir yapının yani komplike buzdolabı gibi düşüneceğimiz kendisinden bihaber olan habersiz olan yapının nasıl olurda nasıl bir kendilik tasarımı bir benlik gelişimi ve kendi farkındalığını oluşturan bir sürecin içerisine giriyor. Bu tamamen beynimizin bir gelişim sürecinde ortaya çıkan bir yapılandırma. Burada hasetsen şunu belirtmek istiyorum dini kavram olan spritüel kavramı ile psikolojik kavram olan pisi kavramı birbirinden ayrıdır. Spritüel kavramı yani ruh dediğimiz ilahi kaynaktan olduğu öne sürülen daha çok teolojinin ilgi alanına giren ruhla bugün bizim işimiz yok. Bugün bizim işimiz beynimizin fonksiyonları olan gelişim süreci ile ortaya çıkan anlamlandırma idrak değerlendirme kavrama kendilik oluşumu tasarım gibi bildiğimiz test ettiğimiz evrensel psikolojik gelişim süreçlerinden bahsedeceğiz. İşin içine siz konuşacağımız spritüel anlamda bir ruh kavrarsak çok yanlış değerlendirmiş oluruz. O bizim ilgi alanımızın dışında. Evet, bir insan dünyaya geldiğinde psikolojik yapı itibariyle nöral bağlantılar dediğimiz beş duyu ile alınan duyuları elektriksel potansiyeller halinde sinir uçlarına ileten bir ağ. Bir telekomünikasyon ağı. Bu ağın telleri elektriksel impulseler halinde beyine milyarlarca uyarıyı aynı anda verirler. Bunlar kompleks karmaşık ve anlamasızdır ama ilk başta işte ilk başta anlamasız olan bu uyarılar dışarıdan gelen uyarı beslenmesiyle yavaş, yavaş sanki bir bilgisayarda dosyalar açılmış gibi benzer uyarılar benzer dosyalara konmaktadır. İşte bu benzer uyarıların benzer dosyalara konmaları belirli bir eşik değerin üzerine çıktığında bebekte tepkisel cevaplar ortaya çıkar bu cevaplar yine şuurlu cevaplar değildir. İşte on beş yirmi gün sonra üç hafta iken annesinin yüzünü ve kokusunu çok daha impulse olarak içine alan bebek bunu bir müddet sonra sanki bizi tanıdı annesine gülüyor diye ifade ettiğimiz bir gülme cevabı ile cevaplandırır. Yani aynı yüz aynı sima hep onunla günlerce en yakın şekilde muhatap olduğu için ondan gelen sinirsel uyarılar bir merkeze aynı frekans değerinde uyarmaktadır. Bu uyarıyla birlikte de ona bir cevap oluşmaktadır. Gülme cevabı işte bu şekilde anne ile başlayan süreç yavaş, yavaş dıştaki nesnelerin içe doğru akışını ve onların yavaş, yavaş birbirlerinde fark edilmesini sağlayan bir sistemi oluşturmakta. Bu sistem çok yoğun bir faaliyet içerisinde bebekliğin ilk dönemlerinde inanılmaz bir faaliyetle beyne hard diske kayıt yapmaktadır. İşte bu hard diske yapılan kayıtlar çok görülen çok uyarılan merkezlerde farklı uyarı merkezleri oluşturmaktadır. İşte göz, göz merkezinde beynin arka bölgesinde böyle bir depolama sistemi yaparken kulak tat ve tüm vücudumuzu oluşturan veri mekanizması vücudumuzun sınırlarının nerede başladığını nerede bittiğini dünyadan bizi ayırmaktadır. Bebeklik dönemde kendisini vücudu ile dış dünyanın sınırlarını bilemez yani vücudu nerede başlıyor nerede bitiyor bunu bilemez çünkü vücut tasarımı yoktur. Ama bu ruhsal komponentin beynin gelişimiyle beraber sağa sola vücudunu dokundura, dokundura kendi vücudunun sınırlarını keşfetme yolculuğuna gider. Elin kendi eli olduğunu bilmez ayağının kendi ayağı olduğunu bilmez. Günü birinde oynayan bir el görür ama içeride bir şeylerin uyarılabildiğini fark eder. Bu onun için inanılmaz bir oyundur inanılmaz bir keyiftir. Bunu keşfettikten sonra bu elin kendisine ait olduğunu ve kendisinin devamı olduğunu tasarımı eklenir. Bir müddet sonra eli diğer eline değer aman Tanrım bir şeye dokundum dokunan ve dokunulan benim dokunan kavramı ile dokunulan olmak arasındaki sınırları keşfeder vücut gelişimi bununla da kalmaz günü birinde yatarken alt taraftan bir şey kalkar yukarıya doğru bir hareketli ayak. O ayağı önce hayretle seyreder o başkasının bir şeyidir dışarıda bir şeydir. Ama ondan aldığı dokunma duygusu kendisin bir uzantısı olduğu keşfeder eliyle ayağını tuttuğunda dokunan ve dokunulan işte bu müthiş macerada kendi vücudunun inanılmaz sınırlarını keşfeden bir yapı ortaya çıkar. İşte bu yapı olana kadar kendisi bir gaz kümesidir yoktur. İşte bu dönemde ilk benlik çekirdeği dediğimiz çekirdek oluşur. Bu sınırlarını keşfetme dış dünyayı gruplandırma anne baba masa sandalye canlı cansız pis kokan iyi kokan şeklinde sınıflandırma sistemleri tamamlanırken insanların kendine olan bakışları yaklaşımlarıyla ilgili kendisini ne olduğu ile ilgili kavram çıkarması lazım. Şimdi biz dış nesnelerle ilgili rahatça şu anda da bir karar verebiliriz. İşte bu salondayız Doktor Tahir Bey konuşuyor arkadaşlarımız dinliyor dışarıyı gayet net dizayn ediyoruz. Bebekte aynı şekilde dış dünya daneler var bununla ilgili beş duyusuyla malzemeleri toplar ve içeriye nesne tasarımları dediğimiz tasarımları oluşturur. Ama kendisi nedir bebeğin kendisiyle ilgili bir bilgisi yoktur sizi görüyor sizi hissediyor size dokunuyor sizi tadabiliyor sizi koklayabiliyor ama kendi vücudu ve benliği bu imkânlardan mahrum. Kendini göremiyor kendini deneyimleyemiyor kendi hakkında bir karar veremiyor. İşte burada çok önemli bir kavram ortaya çıkıyor “mirroring” dediğimiz. Kendisinin ne olduğuyla ilgili kararı verebilmek için kendisine bakım veren insanların yüzündeki ifade ve gözündeki ışığa bakıyor.  Eğer karşındaki insan kendinse değerli bir şeymiş gibi bakıyorsa ilk kendilik çekirdeğinin ilk nüvenin çok önemli olduğu şeklinde bir değerlilik hissi çekirdek olarak atılıyor. Onu içinde kendisini seven ve ilgilenen çok değer veren birisinin ona bakım vermesi lazım. Bu da tabiî ki anne oluyor işte annenin çocuğuna böyle inanılmaz sevgi ve şefkatle bakması, inanılmaz değerli bakması yüreğine sokup içine alması, onun için ölebilmesi hepimizin içinde o inanılmaz güçteki biz çok önemliyiz ve değerliyiz çekirdeğinin temelini atıyor ve bir ömür boyu bu sermayeyi kullanacağız biz. Hepimiz derinden derine kendimizin çok önemli ve değerli olduğu hissini annemizin ilk bir yaşında ilk on iki ayda atmış olduğu bakıştan çözüyoruz. Tabi bu şansı herkes yakalayamıyor kimler şizofren bir anne kimler gayrimeşru doğmuş bir çocuk kimler tecavüzden sonra ortaya çıkan bir bebek yani annesiyle çocuğun buluşamadığı ruh hastalıkları sosyal şartlar nedeniyle çocuğun atıl kaldığı ve sevilemediği durumlarda çocuk sadece acınılan merhamet edilen mecburen bakı
lan yurtlarda yetiştirilmiş bir çocuk olacak.  İlk kendilik tasarımı da masandan sandalyeden farksız bir eşya gibi hisseden temel çekirdeğini değersizlik üzerine bina etmiş olan bir kendilik tasarımı olacak ve o insanlar dünyada ne kadar büyü işler başarmışlara başarsınlar ne kadar okusalar da okusunlar eğer yoğun bir terapiden geçmemişlerse kendilerini derinden derine hep değersiz ve yetersiz hissederler.

Konuşmacı: eğer yoğun bir…

TAHİR ÖZAKKAŞ: terapiden geçmemişlerse kendilerini değersiz hissederler. Bu değersizlik ve yetersizlik duygularını alt edebilmek içinde inanılmaz efor sarf ederek bu dünyada çok başarılı olmaya hayran olunan bir insan olmaya çalışırlar ki o açığı kapatabilsinler ama o açık kapanmaz çünkü bir sonsuz delik gibidir. Tabi bu evrede annenin bakış tarzlarında zaman, zaman çocuğun yaramazlıkları çocuğun altına kakasını yapması çocuğun gecenin ikisinde üçünde dördünde acıkarak uyanması ve annenim uykusunu bozması. Annenin işi gücü varken çocuğun ondan ilgi istemesi zaman, zaman anneyi veya bakıcıyı bunaltır. O zaman anne öf yeter be yinemi kaka yaptın yine mi çiş yaptın yine mi ağlıyorsun yine mi doymadın şeklinde turşu bir suratla çocuğa yaklaşır. Çocuk bunları anlamlandıracak ne mental yapısı vardır ne kapasitesi vardır ne de onları bir  değerlendirecek sistemi vardır. Çocuk ne yapar bu bir yaşları civarında  annenin bakışları karşısında ikinci bir kendilik çekirdeği oluşturur. Bu da annenin kendisine bir pislik gibi bakmasından dolayı hissedilen kendisiyle ilgili değersiz ve kötü insan olma işte bu çekirdek bizim ömür boyu yakamızı bırakmaz. Bu iki çekirdek birbirinden bağımsız olarak ruh dünyamızın ilk ana komponentidir, parçasıdır. Bunlar ilk başta ayrı, ayrı var olurlar beş altı yaşlarında bunlar daha sonra birleşecekler ruhsal yapılar normal işlerlerse işte karşıdaki insan bize nasıl bakarsa bebekliğimizde o içimizdeki çekirdek aktifleşiyor hayranlıkla bize bakan bir yüz ve göz görürsek kendimizin önemlilik ve değerlilik çekirdeğini aktifleştiririz. Yok, bize altımıza çiş yapmışız kaka yapmışız gecenin bir vakti annemizi uyandırmışız asık bir suratla annemiz bakıyorsa veya bakıcımız bakıyorsa kötü kendiliğiniz aktif olur yani değersiz yetersiz pis kaka bir kişilik istenmeyen birisi.  İşte bunu hayatımızın her boyutunda görüyoruz  gittiğimiz   bir toplantıda karşıdaki arkadaşlarımız beni ilgiyle alakayla dinliyorlarsa kendimi iyi hissediyorum. Nitekim o şekilde dinlediklerini görüyorum arkadaşların ama bana böyle aşağılayarak baksaydınız tiksinerek baksaydınız ben kendimi zor tutacaktım burada kendimi kötü hissedecektim. Bunu siz kendinizde test edebilirsiniz objektif olduğuna inandığınız her insanı bir gün onu yüceltin ona çok olağanüstü bakışlarla bakın çok değerli olduğuyla ilgili hisle bakın o insan kendini çok iyi hissedecektir. Ardından o insana bir gün sonra veya bir saat sonra aşağılayarak bakın pis, pis bakın o insan kendini kötü hissedecektir. Kaynak nerede bebeklik döneminde annenin bakışları. İşte bu yapıyı ne kadar objektif ve reel manada bir kendilik tasarımına dönüştürebiliyorsa siz ne kadar yüksek bakarsanız bakın ben kendimin ne olduğunu biliyorum o kadar abartmam kendimi siz baba ne kadar aşağılık şekilde bakarsanız bakın ama kendilik tasarımım objektif  olarak iç dünyamda netleşmiş ise yine kale almam. Eğer bu anlamda kendilik tasarımlarımız zayıfsa dışarıdan gelen datalara göre iniş ve çıkış gösterir. O marjın dar olması lazım sağlıklı olan insanlarda. Evet, bu bir yaşındaki dönemlerde çocuk “basic trust” dediğimiz temel güven duygusunu oluşturur. Bu da ancak bakım veren anne ile mümkündür. Nedir temel güven duygusu temel güven duygusu ilk nöronal bağlantıların kurulduğu dönemde eşyanın nesnenin varlığının sürekliliğinin devam edeceği inancıdır. Anne hep orada olacak ve ona bakım verecek ateş, ateş olarak kalacak su, su olarak kalacak renk, renk olarak kalacak duvar, duvar olarak kalacak. Bunu şöyle anlatabilirim evimizde çok rahat oturuyoruz yaşıyoruz aklımızdan hiçbir şey geçmiyor çok mutluyuz çoluğumuzla çocuğumuzla günün birinde sarsıntıyla deprem binamızı sallıyor. Ya nerden çıktı bu dünya sağlamdı. Ufacık bir sarsıntı ardından haftalarca aylarca evimizde yatamayan sokaklarda yatan arabalarda yatan bir yapıyı oluşturuyor ufacık bir titreme aman deprem oluyor kaygısını yarattı. Ne oldu yerin sağlamlığı ile ilgili temel güven duygumuzda ufacık bir çatlak meydana geldi. İşte bu yapının bu kadar kendimizden emin olan yapının oluşabilmesi için annenin sürekli bakımını vermesi ve çocuğa her zaman bu konuda bir mihenk taşı olması gerekir. Anne bir referans noktasıdır. Çocuk bu dönemde anne ile kaynaşır anne ile iç içe geçer anneyle sanki tek vücut gibidir. İlk bir yaşında anne ile birleşir ruhsal olarak onunla ayrı değildir her ne kadar kendi vücudunun sınırlarını keşfediyor ama dünyayı anlamlandırabilmek için annenin ruhuyla bütün hisseder kendini anneden ayrıştıramaz ruhunu çünkü anne sayesinde dünyayı gözlemleyebilir anneye sığınarak dünyayı anlamlandırabilir. Anneniz gözüne bakarak dünyada ne olduğunu fark eder çocuk düşer yere ayağı takılır ilk baktığı hareket annedir. Annenin yüzündeki ifade tedirginlik ise bu kötü bir şey başına kötü bir şey geldi başlar ağlamaya ama anne lakayt hadi koş derse ha bu ağlanacak bir şey değil acınacak bir şey değilmiş çocuk koşar. Ne oldu hep annenin gözünden dünyayı anlamlandıran bir hayata ilk adımlarımızı atıyoruz. Bu açıdan anne çok önemlidir ilk bir yaşında. Bu bir yaşının son dönemlerinde egzersizler başlar o kendilik tasarımı oluştuktan sonra bu epigenetik açılım diyoruz yani buzdolabına belirli malzemeler yüklendi buzdolabı bilgisayara dönüşecek. Bu ruhsal yapının ilk kendilik tasarımları zihninde oluşturduktan sonra bilemediğimiz bir mekanizma ile çocuk altıncı aydan sonra anneden ayrılma denemelerine başlıyor. İlk ayrılması annenin kucağında yatarken başının geriye doğru atması ruhsal olarak bir doğum gerçekleştirecek anne senin içindeyim ama ruhsal olarak biraz da ben ayrı bir birey olmak istiyorum diyor. İşte bu birey olma mücadelesi ilk bir yılın son altı ayında yavaş, yavaş annenin kucağından inme birkaç saniye belki dışarıda durma tekrar anneye dönme. Bir yaşına geldiğin de bu egzersizler tamamlanmıştır ruhsal yapı ayrı bir birey olarak yuvadan uçacaktır. Ne olur bir yaşına geldiği zaman çocuk yatay hareketten yani sürünmekten dikey harekete geçer yürümeye. Çocuğun tek derdi vardır o zaman bir yaşında başlayan ve üç yaşına kadar süren iki yıllık süre içerisinde bırak ben kendim yaparım karışma bana ilk birey ve özerk olma dönemidir. İşte burada ailenin anne babanı veya bakım veren birilerinin çocuğun bireyselliğini desteklemesi çocuğun hayatında inanılmaz potansiyel başlatacaktır. Yalnız başına ben her şeyi yaparım güç ve iktidarını verecektir. Tabi bu anne için elindeki bir yavrunun kopması yeni bir doğum gerçekleştirmesidir. Anneler bunu istemezler yavrularının kendi başlarına hareket etmeleri onları ürkütür anları sevgi adına kucaklamak adına başlarına bir takım tehlikeler gelmesin adına onların bağımsızlık hareketlerini ezerler ve yok ederler. Ne oldu o çocuk anneye bağımlı bir çocuk oldu. Bu çocuk daha sonraki hayatında bağımsız özerk hareket edemeyen hep birilerinden onay isteyen hep birilerine yaslanan hep birilerine bağımlı ve bağlı bir kimliğin inşası çıkar karşımıza. Hâlbuki o dönemde anne o iki yıllık süre içerisinde koş oğlum koş kızım hayat senindir gidebilirsin önün açık olsun yolun açık olsun bu mesajlarla bakar ama korkma düştüğün yerde ben yanındayım mesajını verebilirse o çocukta müthiş bir ruhsal gelişim potansiyeli ortaya çıkar. Ama maalesef bizim toplumumuzda bakıyoruz anneler bu iki yıllık dönemde iki ve üçüncü yaşta çocukların üzerine aşırı titredikleri hep eteklerinin altında muhafaza ederek onları korumaya çalıştıklar ve onları mahvettiklerini görürüz. Bu manada anneler iyilik yaparken çocuklarına zulüm ediyorlar ve onları yanlış yetiş
tiriyorlar. Evet, iki yıllık süre içersinde çocukta kimlik ve kişilik gelişimi oluşur. Burada kimlik ve kişilik gelişiminin en temel püf noktası insan olmamızın temel dayanağı irade kavramının çıkmasıdır. Bir yaşına kadar yok. Çocuk irade dediğimiz bir şeyi yapıp yapmama gücünü farkında değildir yine bir buzdolabının gelişmiş modeli diyebilirsiniz. Bir yaşında bu dolabı ayaklanıyor diyor ki ben kendimin farkındayım yürümeyle başlayan bu adımı ben atıyorum istersem atarım istersem atmam. Önümde üç tane oyuncak var bu oyuncaklardan birisiyle oynayabilirim. Çocukta bu sefer inanılmaz bir araştırma başlar yani olayın eylemin başlatıcısı olma keyfi onu o kadar mutlu ediyor ki yeni bir oyuncak dünya oyuncağı ile karşı karşıya ve her şeyi kendi planlıyor. Zihninde planlıyor irade ediyor ve yöneliyor. Düşündüğüne yönelebiliyor. Bu bizim için hayatımızda inanılmaz bir keyif ve zevk. Evet, şu anda bağımsız ve özerk bireyler kafalarında bir şeyi planlayıp geçirip eyleme soktuklarında nasıl mutluluk hissediyorlar nasıl kendi var oluşlarını geçekleştiriyorlarsa bebeklerde ikinci ve üçüncü yaşta hayatın o küçük oyuncaklarında iradesini kullanama yetisini oluşturuyor. Evet, benim önümde iki tane nesne var buna da dokunabilirim buna da dokunabilirim. Karar veriyorum buna dokunma kararı verdim yok vazgeçtim buna dokunma kararı verdim. Ne oldu bu kararı veren nedir benim iradem buna da dokunabiliyorum buna da dokunabiliyorum. Fakat çocuk düşünün ki bir odada bir bebek bir yaşında yürümeyi öğrenmiş bir bebek eşyaların nasıl kullanılacağı ile ilgili bilgi sahibi değil. Bunu gözlemlemesi lazım. Bir koltuk bu yenilen bir şey mi? İçilen bir şey mi? sobada yakılacak bir şey mi? ısınılacak bir şey mi? üzerinde uyunulacak bir şey mi? tuvalet olarak kullanılacak bir şey mi? Yoksa oturulacak bir şey mi? Nokta okta devam edersek o şey binlerce işe yarayabilir. Çocuk, çocuk bir sandalye karşında böyle kararsız kalır. İşte bu kararsızlığa biz nesne ile iletişim şekli diyoruz. Bu kararsızlığına tek bir çözüm var. Anne veya ebeveyn o koltukta ne yapıyor. Onu gözlemliyor çocuk. Anne ve baba o koltuğa oturuyor ha bu oturulacak şeymiş netleşti kaos. Anne baba oturma odasında koltuğa oturuyor. Çocuk salonda da koltuk görüyor oraya gidiyor hı deniyor salondaki koltuk ile buradaki koltuk ayrıymış. Çocuk koltuğa oturuyor ama çişli kakalı oturuyor. Hı demek ki oturmanın da belirli bir adabı varmış. Ne oluyor her bir nesne ile nasıl iletişim kuracağının şeklini ve modelini anne ve babayı taklit ederek yapıyor. Peki, anne baba ne yapıyor. Anne ile baba nesne ile ilişki şekillerinde on bir tane on iki tane ilişki şekli yaparlar. Dünyadaki bütün insanları topluyoruz on iki tane ayrı modelde nesneye yaklaşıyor bir başka şeye yaklaşıyor bir başka insana yaklaşıyor. Biz buna kişilik örgütlenmeleri diyoruz. Mesela anne baba şüpheci bir kimliğe sahip yani dışarıda tehlikeler var aman tanrım sadece güvenli ortan bizim evimiz bağlamda bir anne babaysa eve gelir gelmez kapıyı açarken beş tane kilit açıyor şak, şak, şak, şak kapıyı örtüyorlar içeri girdik anne baba farkında olmadan oh evimize girdik.  Yani güvensiz alandan güvenli alana bunların hepsini fotoğraf gibi alıyor demek dışarı güvensiz içerisi rahatlayacak. İçeri giriliyor hemen perdeler kapatılıyor aman kimse içeriyi görmesin dışarıya bakarken tedirgin bakıyor. Zile basılıyor dışarıdan aman kim acaba bir panik halleri kim geldi yani tehlike var. Niye geldikler böyle bir çocuk böyle bir ailede paranoid kişilik bozukluğu geliştirir. Öğrendiği şey nedir aile içi güvenlidir dışarı tehlikelidir her şeyden şüphe duy. Nesne ile bu şekilde ilişki kurma modelini öğreniyor. İkinci bir aileye misafir oluyoruz bir apartman on iki katlı bir apartman diyelim. Orada da bir başka aile var içeri giriyor aman, aman diyor cinler periler geldi tütsüleri yakın dua edin üç sefer vurun beş sefer dönün ufolardan haber geldi. Çocuk kitabı görüyor bunu görüyor nesnel şeyler tamam algıladı. Ama nesnel dünyanın ötesinde görünmeyen birtakım gizli güçlerin buraya etki edeceğine dair aile içerisinde ha bire faaliyet var burçlara bakılıyor fallara bakılıyor ona göre işler yapılıyor tütsüler yapılıyor kurşun kaynatılıyor bilmem ne dökülüyor çocuk şunu öğreniyor bu dünyada reel olarak hareket etmen yetmez bilmediğim birtakım güçler aniden seni esir alabilir. O zaman rasyonel mantığı kaybediyor. Ne yapıyor bu insan şizotipal kişilik bozukluğu acayip insan hani amerikan filmlerinde hani bir sokak olur hani bir panjurları kapalı ev olur ardından çocuklar oraya bir tane top kaçar orada yaşlı cadaloz bir karı veya adam çıkar gelir topu böyle bıçaklar işte şizotipal kişilik yapısı dediğimiz yapı. Yani o mahallede acayip o, o cinli ev gibi falan o ailenin çocuğu bu çocukta farklı bir kimlik geliştirir.  Üçüncü yapı üçüncü kata varıyoruz misafir oluyoruz anne baba evde çocuk orada anne oturmuş örgüsünü örüyor, baba açmış kitabını okuyor çocukta orada oyuncağı ile oynuyor. Evde hiç konuşma yok haftalar geçiyor aylar geçiyor eve gelen giden yok. ama mutlu herkes selamlaşıyorlar kahvaltı yemek yiyorlar iletişim yok yalnız başına ne bir misafirliğe gidiliyor ne bir misafir alınıyor. Yalnız başına yaşamaktan mutlu olan şizoid kişilik çocuk neyi öğreniyor hayat bu işte. Daha sonra bu çocuk ileri yaşlara geliyor ergenliğe geliyor ne bu ya cıvık, cıvık ilişkiler insanlar birbirlerine gidip geliyorlar. İstemiyorum ağabey gelemsin bana ya bakıyorsun sınıfta çocuğun bir tanesi yalnız oturuyor teneffüse çıkıyor köşelerde yalnız dolanan bir çocuk görürsünüz şizoid ailenin çocuğu o ilişki yapmayı öğrenemedi ki çocuk bir başkasıyla nasıl iletişim kursun. Nasıl konuşulur nasıl küsülür nasıl tekrar barışılır bunun şey modeli yok bu da oldu mu şizoid. Dördüncü kata çıkalım ya bunların hepsinde biraz, biraz var hepimizde dördüncü katta o bir aile var ki bir baba var ki küçük dağları ben yarattım diyor. An akıllı benim en zeki benim en bilen benim en güçlü benim bir baba ki tanrı gibi bir şey çok var aramızda her şeyi ben yaparım falan diyen hiçbir yere sığmaz ayak, ayak üzerine atar ya bu başbakan ya şuna bak ya, ya şu genelkurmaya bak lan öyle vurulmaz topa oğlum bak profesör olacak konuştuğuna bak ya. Her şeyi o bilir her şeyi o yapar ne oluyor bu çocuk öğrendiği şey nedir benim babam en büyük benim annem en akıllı bende onların çocuğuyum. Seçilmiş insan onlar diğerleri de ikinci sınıf vatandaşlar ilkokula gidiyor ne yapıyor öyle burnu büyük gidiyor ki okula tabi kimse kaile almıyor burnu sürtülüyor ağlayarak eve geliyor ne olduğunu anlamıyor. Oğlum kızım seni birisini dövdü kızdı mı yok. Çocuğa evdeki gibi ilgi gösterilmedi ki önem verilmedi ki kendini birinci sınıf vatandaş hissetmedi ki orada nedir hayatın gerçekliğine tosladı. Evin içinde iyiydi güzeldi her şey ama dışarıda hayat öyle değil sosyal iletişiminle becerinle çalışkanlığınla üretkenliğinle varsın. Hayatın gerçeği bu orada rol kapmak durumundasın o da kolay değil sen filan anne babanın çocuğu olduğun için kimse sana orada özel prim vermez. Tabi bu çocuğunda narsis kişilik bozukluğu geliştirir. Empati yapamayan başkalarının ihtiyaçlarını düşünmeyen onları sömüren bu sömürmen gayet doğal olduğuna inanan kendisinin en akıllı en zeki olduğu fanteziler kuran bununla tatmin olan bir yapı. Ardından beşinci kata çıkalım beşinci katta öyle bir anne baba var ki ya ne zaman kızacağı ne zaman seveceği belirsiz. Çocuk orada oyun oynuyor anne baba akşam işte geliyor eve aslan kızım aslan oğlum nasıl oyun falan gülümsüyor başı okşanmış mutlu iyi kendilik tasarımı gelişti ooo
annem babam beni seviyor. Ertesi akşam aynı yerde aynı oyuncaklar aynı şekilde oynuyor anne baba dışarıda kavga etmişler veya patronundan fırça yemiş veya işler kötü gitmiş boşalacak birisini arıyor anne geliyor Allahın belası pislik oyuncakları dağıtmış topla şunları. Şimdi çocuk ne yapacak aynı oyuncak aynı yer aynı mekân ama durum farklı çocuk işte burada olayları anlamlandırmadığı için işte o yaş grubunda o mental yapı itibariyle kişilik tasarımlarını ayrı, ayrı tutmak zorunda kalıyor o beş altı yaşında birleşmesi gereken iyi ve kendilik çekirdeği ayrı kalıyor. Bu da borderline dediğimiz kişilik bozukluğunu oluşturuyor. Bu ne yapıyor o zaman kendisine dışarıdan veya içeriden iyi olduğuna dair mesaj alırsa içimizden de alabiliriz bir takım hatıraları bir takım hayaller geliştirerek bir takım fanteziler geliştirerek müthiş mutlu oluyoruz biz çok değerliyiz o zaman yere göğe sığmayız o zaman aynı annemiz bize baktı böyle olağan üstüsün bakış tarzı ve onu hissederiz fakat on dakika sonra bir başka dışarıdan gelen tetikleyici bir başka içsel inanılmaz bir şekilde tepki doğuruyor. Yani kendimizi kötü hissederiz değersiz hissederiz. Şimdi bana yurt dışından bir hastam mail gönderiyor Amerika’da doktora yapıyor. Doktor bey çok umutluyum çok mutluyum doktoram bitmek üzere özel burs aldım post doktoral çalışmaya geçeceğim sevgilimle aram iyi falan filan. Projelerinden bahsetmiş ki uçuyor. Bir hafta sonra bir mail gönderiyor ben hiçbir işe yaramam pisliğin birisiyim rezaletin birisiyim, bunlara inanıyor yalnız bunları söylerken başarılarının hepsi tesadüfen olmuş tesadüfen okul birincisi olmuş tesadüfen yurt dışında burs kazanmış tesadüfen yurtdışında master yapmış kendisi hiçbir işe yaramazmış pislikmiş vesaireymiş, vesaireymiş işte borderline yapı işte bunu gerçekten hisseder eğer o dönemde kendini tutamazda bu kötülüğe tahammül edemezse intihar eder. Diğer tarafının hissedemez yani olumlu başarılı tarafını böyle bir yapı ne oluyor böyle bir anne babanın elinde bu çocuk borderline kişilik bozukluğu oluyor. Kaç yaşına kadar beş yalına kadar yani tutarsız anne baba tutarlı olsun yanlış olsun hiç önemli değil yeter ki tutarlı olsun her gün çocuğu dövsün nerede oyuncak oynarken bilsin oyuncak oynamak dövülmeye bedel bir şey. Oynamaz bir daha oyuncak ama bir gün dövüyorsan bir gün seviyorsan çocuğun zihni bulanıyor yani hukuk sistemi olsa ne olursa olsun bileyim. Ben filan ülkeye gideceğim hukuk sistemi şu ben şu eylemi yaparsam beni idam ederler bileyim yapmam onu ben anlatabildim mi? Burada da çocuğa tutarlı bir kişilik ha bu birinci basamak bu tutarlı kişiliğin sağlıklı kişilik olması ikinci basamak o açıdan borderline çok sıkıntılı bir süreç ve son dönemlerde çokça artan ve sık karşılaştığımız bir kişilik bozukluğu grubu. Altıncı katta ne var anti sosyal kişilik bozukluğu var. Babaanneye kızıyor ulan karı diyor gittin diyor hiçbir şey beceremeden geldin diyor o koskoca Salı pazarında bir cüzdan çarpamadın yazıklar olsun yedirdiğim boğazında kalsın diyor. Aslan oğlum diyor hadi ilk işine çık bakalım diyor. Rakı parası lazım gidecek Salı pazarından birkaç tane adamın cüzdanını yürütecek. Delikanlı işini iyi yapıyor babası iyi öğretiyor ona böyle çekeceksin cüzdanı diye falan diye aylarca ders verdi. Babasının da iyi sabıkası var yani mahalle de en sabıkalı olan en değerli diğerleri ondan sonra hep on sekiz sabıka delikanlı gidiyor Salı pazarından üç tane cüzdan yürütüyor eve geliyor baba geldim diyor üç tane cüzdan yakalanmadın değil mi oğlum yakalanmadım aslan oğlum getir diyor çilingir sofrasını. Ne oldu bu çocuk süper egonun gelişmediği vicdan denen bir şeyin öğrenilmediği bir aile modelinde anti sosyal kişilik bozukluğu geliştirdi. Buyurun size mafya liderleri örgüt liderleri acımasızca adam öldürürler çünkü vicdanlarında böyle bir kaygıları yoktur her şeye bir kulp bulurlar ve mantıksallaştırırlar güya fakirden zenginde alıp fakire verirler bunlar bu aile modellerinde her şeyin mubah olduğunu hiçbir kuralın tanınmadığı bir aile modelinde bir anti sosyal kişilik örgütlenmesi ortaya çıkar. Yedinci kata çıkalım bir anne baba birbirine yapışmış yalnız başına hiçbir yere gidemiyorlar. O ondan destek alıyor o ondan destek alıyor ayrılamıyorlar sıkıntı basıyor bağımlı kişilik çocukta onların eteğine yapışıyor onlarla beraber hayatı götürüyor tin, tin.  Büyüğüne zaman ne yapıyor eteğine yapışacak birilerini buluyor. Onlar beni terk etmesin diye de olabildiğine hizmet hürmet izzet. Yeter ki beni terk etmesin kendisini rezilliğe düşürecek kadar zavallılaştırıyor. Çok zeki olabilir çok eğitimli olabilir çok kültürlü olabilir ama bağımlı. Bir başka katta dokuzuncu katta eylem yapacaklar birbirine bağımlı değiller ama çekiniyorlar bir marketin bir mağazanın önüne geliyorlar ya bey şu ceketin fiyatını sorsana içeri yok ben sormam sen sor ya ben sormam sen sor sen sor sen sor sorma cesareti yok mutlaka birinden cesaret alacak ki içeri girsin sorsun. Veya giriyor güzle kıyafetini beğeniyor bu kazağı alıyorum telefon ediyor ya Ayşe bir kazak aldım mavi bana yakışır mı? Yakışır, yakışır, kimseyi bulamazsa oradaki tezgâhtara bunu alayım mı al ablacım al ya onay yani özerk bir şekilde kendi ile ilgili bir karar veremiyor mutlaka bir başkasının onayına hele, hele böyle araba almak ev almak arsa almak bütün mahalleden onay almak gerektirir her halde. Fikir teatisinde bulunmak farklı bir şey kafasında bitmiş bir eylemi için başkasından onay almak başka bir şey. İstişare yapabilirsiniz herkesle soruşturabilirsiniz daha iyi bir karar almak için bu ayrı bir şey. Ama zihninizde netleşmiş bir eylemi yapabilmek için mutlaka birisinden karar almak böyle bir kişilik örgütlenmesi ne oluyor aile içinde bu modeli görüyor çocuk yapacağın her işte birisinin onayını al mutlaka. Bir başka kat onuncu kat. Aman tanrım her şey kitap gibi buraya konmuş olmaz bu düzgün konacak bu buna paralel olacak bu da eğri duruyor mikrofonda eğiri duruyor olmaz bu çizginin burasında olması lazım masanın ortasında olacak. Her şey kontrollü simetrik ev mükemmel laboratuar gibi kitapların yeri belli kumaşların yeri belli kullanılmamış gibi her şey kravatlar asılmış elbiseler asılmış tam saat sekizi üç geçe kahvaltıya oturulmuş kahvaltı masasında neler yeneceği belli kahvaltıdan sekizi on iki geçe kalkılmış on beş geçe araba çalıştırılmış mükemmel insanlar baba bürokrat veya asker veya teknokrat çok şunu öğreniyor her şey düzenli ve mükemmel olmalı önce kurallar gelir hayatta yaşamak değil yaşamak arkadan gelmeli kuralları uygulamalısın kurallara köle bir çocuk kurallar insan hayatını kolaylaştırmak için fonksiyonel hale getirmek için konulan şeylerdir insan hayatını kolaylaştırmıyorsa canı cehenneme kuralların bütün kurallar insanların hayatının daha mutlu huzurlu kolay yapmak için konulur eğer bir kural konulmuş tarihte bir geçerlilik vazifesi görüyor bugün fonksiyonel değilse canı cehenneme ama bu insanlar kurallara sıkı sıkıya sahip çıkarlar. Örnek bir fıkrayla anlatayım komutan sormuş oğlum burada niye nöbet tutuyorsunuz efendim tutuyoruz kaç yıldır tutuyorsunuz on yıldır bir buranın lojistik bir önemi var mı burada askeri bölge var mı burada her hangi bir mühimmat deposu var mı yok, yok, yok, yok. Ya peki niye nöbet tutuyorsunuz öyle yazıyor nöbet listesinde biz on yıldır burada nöbet tutarız. Getir bakalım şu nöbet defterini kim koymuş bu nöbeti on yıl önce nöbet defterini getiriyor on yıl önce arşivden çıkarıyor bakıyor komutan yazmış aracım dağ başında bozulduğu sabaha kadar aracın başında bir nöbetçi kona. Hala koyuluyor nö
betçi bu mantık kural varsa devam etmeli kural sorgulanmamalı. Kuralı sorgulayan insan gerçek insandır kuralı sorgulamayan insanlar makinedir. Bunlara kural kolik denir bunlar çalışma kolik sadece çalışırlar toplumumuzda çok fazla bütün anne babalar çocuklarını kendinde olmayan bu halde yetiştirmeye çalışırlar daha sonra bize geliyorlar. Bunlarla uğraşıyoruz aylarca yıllarca diplomalar okul birincilikleri madalyalar ama hayatın içinde mutsuz insanlar. Duyguları yok tek duyguları var öfke tüm duygular bastırılmalıdır çünkü kurallar var tabi bu kişilik örüntüsü biraz fazla olduğu için biraz daha maddelerini bahsetmek istiyorum.  Bu anlattığım şeylerin her birinin sekiz dokuz maddesi var bunların dördü beşini gördüğümüz insanlar bu kişilik yapısında diyoruz. Bu insanlar mesela obsesif kumpulsif mükemmelci yapı bir mükemmel olmaz zorunda iki ayrıntıcıdır bu insanlar üç doğrucu Davut’turlar vicdanlarının sesini çok dinlerler elastikiyet gösteremezler dört workkoliktirler yani arkadaşlıktan dostluktan uzak kalacak kadar kendini işe adarlar ha bire eve doyalar getirirler çantalar getiriler hafta sonları çalışırlar eski eşyalarını atamazlar defterler kalemler hepsi durur.  Ya ekip başı olacaklardır ya kafasına uygun bir ekiple çalışacaklardır. Kafasına uymayan bir ekibin yanında çalışamaz huzursuz olur. Altı bu insanlar inatçı ve katıdır bu insanlar kafaya bir şey koydular mı döndüremezsiniz hiç dinlemez uyum göstermez. Sekiz para harcama konusunda cimridirler gelir seviyelerine uygun para harcayamazlar var yemez amcadırlar çünkü para ileride gelebilecek bir felaket için biriktirilmesi gereken bir metadır. Her bir felaket olur her an bir hastalık olur aman o zaman bu para kullanılmalıdır. Ölüyor ala gelecekte felaket gelecek diye parasını bekletiyor hiç yaşanamamış bir hayat. Bunun yanında da iki tane kat var bunlar amerikan sisteminde çıkarıldı ama biz toplumumuzda bolca görüyoruz birisi pasif agresif kat biriside self defeating kat. Self defeating katı başkalarının için kendini heder ve kurban eden kişilik demek. Kendileri için hiçbir şey yapmazlar ama diğerleri için olabildiğince vericidirler. Bunu nerede görüyoruz Türk analarının birçoğu böyledir.   Kendi hayatları için hiçbir şey inşa etmezler ama oğulları kızları için saçlarını süpürge ederler. Hep ideallerini onları üzerinden gerçekleştirmeye çalışırlar onların başarılarıyla sevinirler. Kendileri yoktur niye özerk kimlik geliştirmedikleri için. Bu annelerimizi buna örnek verebildiğimiz gibi kendini bir partiye bir tarikata bir dini cemaate adayan yapılarında bu mana da birçoğu “self defeating” dir. Takımına adayan partisine adayan kendi hayatında hiçbir şey yoktur kendisi için yaptığı ama o benim partim o benim futbol cemaatim o benim futbol takımım bir numara. Onula var oluyor bütün varlığını onunla harcamaya aday kişi böyle bir yapı. Pasif agresif yapı ise görünürde uyum gösterir tabi ağabey yaparız ağabey hallederiz ağabey der ama hiç yapmaz niye yapmadın kardeşim bak yaparım dedin ya öyle dedim ağabey ya ne kötü adamım ben ya görüyor musun yapmadım ağabey ya senden önce kendine kızar bir şey diyemezsin lan bu kadar şerefsizlik olur mu dersin haklısın ağabey çok şerefsizim der.  Yani burada karşı tarafı çileden çıkarmak için pasif direniş diyoruz ben buna Gandi yöntemi diyorum. Hiçbir şey yapmayacaksın duracaksın karşıdakinin çileden çıkarmanın en büyük yolu birisin kontrol etmek mi istiyorsunuz birisini çileden çıkarmak mı istiyorsunuz hep kafa sallayın ama bildiğinizi okuyun. Hiç karşında olmayın o size kızdı mı siz üç kat kızın kendinize çılgına dönüyorlar çünkü beni çılgına döndüren birçok hastam var bu şekilde. Konuş kardeşim konuş terapiye geldin konuş konuşmama lazım değil ağabey diyor susuyor. Kırk beş dakika bekliyorum inanılmaz içim daralıyor. Ya kardeşim bak konuş konuşmadım değil ağabey diyor başka yok. Ama nasıl keyif alıyor içten içe benim sıkıldığımı bunaldığımı gördükçe ben ne yaptım obsesif kumpulsif kişilik yapısı artı pasif agresif çift klinik yapısı var arkadaşın kayıp yapıyorum terapilerimde psikoterapi seanslarımda verdim CD yi elinde git içeri laptopa tak dedim bu kırk beş dakikalık seansta kaç kelime konuşsun say bakım dedim o kelimelerin sayısını çıkar bir de bana ödediğin ücreti çıkar kelimen kaç paraya geliyor ister konuş ister konuşma dedim. Ağabey dedi çok para gitmiş dedi ben bundan sonra konuşacağım dedi ikinci kimliği aktifleşti bu sefer bombardımana başladı. Evet, bu da pasif agresif yapıya bir örnek bunlar genellikle elektrik faturalarını ödemezler telefon faturalarını ödemezler hep faize girerler. Hep canları yanar ama bir şekilde içlerindeki sistem bunu bloke eder. İşte bu iki üç yaşında bu sistem oluştuktan sonra bu kişilik yapılarlının arasında arada bir görülen normal kişilik var.  Yani bir katta da normal insanlar yaşıyor çocuklarını seviyorlar onların özerkliklerini destekliyorlar. Anne baba dış dünyayı iç dünyayı aynı değerlendiriyor. Duyguları var insani duyguları var eve misafirler gelip gidiyor zaman, zaman üzülüyorlar zaman, zaman seviniyorlar zaman, zaman ağlıyorlar çocuğunu seviyor kötü şeyler yaptığı zaman kızıyor. Yani normal bir insan azınlıkta bunlar ama var. Bu kişilik örüntülerinden birisi veya normal kişilik olarak üçüncü evreye geçtik. Dört yaşına geldik dört yaşına geldiğinde ilginç bir şey oluyor o çocuğun o mental yapısı beyin gelişi devam ediyor dataları da hardware yazıyor ya ha bire okulda büyüyor beyin gelişimi ha cinsel kimliğinin ayırtına varıyor dört yaşına gelince kadın ve erkeğin ayrı, ayrı yaratıklar olduğunu fark ediyor. Dört yaşına kadar çocuklara resim yaptırırsanız iki buçuk üç yaşında unisex dir. resimler. Dört yaşından sonra cinsel öğeler başlar kızların saçı uzundur oğlanlarda bıyık vardır kızlarda etek vardır oğlanlarda pantolonu vardır yavaş, yavaş değişir sistem. İşte bu cinsel kimlik evresinde kendi cinsel kimliğinin ne olduğunun ayırdımına varıyor. Ha kız mıyım oğlan mıyım evet bu cinsel kimliğin ayırdımına vardıktan sonra meraka başlar cinselliğe doğru dönmeye. Erkek ha ben babamla aynı cinstenmişim kız ben annemle aynı cinstenmişim. Zaten dört yaşına gelirken aile bilerek veya bilmeyerek çocuğun beynini yıkayarak onu o cinsel kimliğe yönlendiriyor. Mavi pembeyle ayırıyor nüfus kâğıdından başlıyor. Odasındaki renklerden başlıyor. Erkek çocuğa biraz daha haşin davranıyor aslanım yürü falan diyor.  Kıza nazik kızım bak böyle kırıtarak git. Baştan cinsel kimliğin ayırdımına varıyor olması gerekir çünkü cinsel kimlik tamamen sonradan edinilen bir şeydir. Eşeysel organlarımız doğuştan gelir cinsel kimlik bulunduğumuz çevre tarafından verilir. Yani bir eşeysel organı erkek olan insan rahatlıkla kız yapılabilir kız doğmuş bir çocukta rahatlıkla erkek yetiştirilebilir. Bunun yüzlerce binlerce örneğini görüyoruz. Tabi, tabi bu yapı bir, bir tamamen alınan komponentlerle bağlantılı. Erkeksi öğelerle kadınsı öğeler her toplumda var. Ama vurgu hangi cinsel kimliğe ise o cinsel kimlik etkin hale gelir. Her erkeğin içinde kadınsı figürler vardır her kadının da içinde erkeksi figürler vardır çünkü bu tamamen yüz birimlik bir spektrum derseniz bütün davranış modelleri mimikler hareketler konuşma her şey anne ve babadan etkilenerek alıyor. Dört yaşından itibaren spesifikleşerek kendi yoluna doğru kayıyor çocuk. Erkekse erkekliğe doğru kızsa kızlığa doğru aile desteklerse böyle bir şeyi. Desteklemezse kompleks yapı karmaşık yapı hastalıklı bir şekilde devam edebiliyor. İşte bu dönemde çocuk cinsel kimliğine sahip çıkıyor kendi cinsel kimliğ
inden olan babayla özdeşim yaparak erkek gibi oluyor ne yapıyor            babasının fötr şapkasını giyiyor babası gibi ayak, ayaküstüne atıyor. Babanın büyük terliklerini giyip paldır, paldır ortalıkta dolanıyor. Kız çocukta aynı şekilde annesinin bir takım kıyafetlerini giyerek anneleşiyor güya bu olması gereken hoş bir duygu. Bu dönemde cinsellikle ilgili meraklar başlar sorular. Bu dönem soru sorma dönemidir yani biz buna müteşebbislik diyoruz. Bu dönemde çocuğun anlamsız acayip girift sorularına rahatlıkla cevap verebiliyor ve soru sormasına ayıp günah sus falan diye engellemiyorsa bu insanlar her yerde rahatlıkla konuşabilen her soruyu sorabilen müteşebbis bireyler oluyorlar. Yok, ayıp günah kapat falan dediğiniz zaman korkan ürken içindeki müteşebbislik potansiyellerini bastırmış bireyler haline geliyorlar. Demek ki dört beş yaşının temel özelliği de çocuğun buyurun

Konuşmacı: serbest bırakınca da şımarık zapt edilmeyen bir tip çıkıyor ortaya.

TAHİR ÖZAKKAŞ: al yapıları dört yaşına kadar sağlıklı gelmiş normal süreçte olmuşsa bu çıkmaz. Alttaki yapılardan ya çok sevilmiştir o ayrışma dönemine izin verilmemiştir sevgi öfke rasyonel yapı değerlendirilmemiştir o şımarıklık dört yaşında devam eder. Ama bir yaşında itibaren o özerklik dönemine girdikten sonra sorumluluğu ona verip sağlıklı modellemeyi oluşturabilirsek o çocuk bir özel kimlik geliştiriyor. Dört yaşında çok müteşebbis yani soru sorma soru ile yaramazlık aynı şey değildir. Soru bir konudaki bilgi merakıdır. Çocuk diyor ki ben nereden doğdum. Çocuk diyor ki gece bu yatakta ne yapıyorsunuz çocuk diyor ki göğün öbür tarafında ne var. Çocuk diyor ki Allah nedir? Cennet cehennem nedir hepimizin cevap vermekte zorladığı soruları soruyor çocuk. Dilinizin yettiğince basit bir şekilde izah edin çocuk bir sonraki evreye geçmiyor orada duruyor. Burada çocuğa sus bu sorular sorulmaz zamanı değil zamanı gelince öğrenirsin şeklinde çocuğu yargılayıcı çocuğu aşağılayıcı bir şekildeki yaklaşım tarzı ne yapıyor çocuğun soru sorma kabiliyetini ve kapasitesini bitiyor. Bir daha soru soramayan soru sorduğu zaman hep biriler tarafından susturulacak azarlanacak şeklindeki bir kaygıyla kendini bloke ediyor.

Konuşmacı: şimdi doktor bey sizin bilgileriniz biz çok zora sokuyor. Bir ket vurmayım pasif içe dönük olur medeni cesaretini yitirir öğrenmeyi yitirir ürkek korkak olur. Bir de sınırsız tüm şeyleri açın.

TAHİR ÖZAKKAŞ: benim söylediklerimden sınırsızlık anlamı çıkıyor mu? Bırakın yapsın bırakın gezsin bırakın dağıtsın anne baba sağlıklı bir modelse diyorum sevilmesi gereken yerde seviyor kızılması gereken yerde kızıyor. Bir sınır koyabiliyorsa o çocuğu narsis bir şekilde yetiştirmiyorsa o çocuk kendi bireysel başarısı ile var olur. Ama çocuğu olmadığı bir takım yeteneklerle ve güçlerle kutsarsan çocuğu o çocuk şımarıklaşır. Nerede nasıl davranacağını bilmez. Aslında onu yapan tamamen anne babadır. Farkında değildir sevginin de dozu var öfkenin de dozu var. İkisini de öğrenmelidir çocuk. Buyurun.

Konuşmacı: eşcinsellik bu söylediğiniz dört yaşındaki aşamada mı olur.

TAHİR ÖZAKKAŞ: bu dönemde ortaya çıkıyor. Bundan önceki dönemde de hani farkında olmadan biz anne baba olarak ayrıştırıyoruz ya aslında hani erkek çocuğa biraz daha haşin davranıyoruz kız çocuğuna biraz daha merhametli davranıyoruz. Aslında orada ayrışıyor kimlik böyle değil de eğer dört tane kız çocuğu olmuş beşincide kız olmuş o kızı erkek gibi yetiştiriyor anne baba farkında olmadan saçlarını kısa kestiriyor. Ona biraz hoyratça davranıyor çünkü erkek beklentisi o çocukta cinsel kimlik karmaşası ortaya çıkıyor. Beş tane erkek çocuk olmuş altıncı yine erkek onu kız saçlarını uzatıyor ona kız gibi muamele çünkü özlemi o anne babanın öyle bir tasarımı var. Bu çocukta cinsel kimlik karmaşası ortaya çıkıyor maalesef. Dört yaşında cinselliğe anne babanın yaklaşım tarzı çocuğa o modeli verebilmesi babanın evde efeminen olması güç ve otorite koyamaması annenin egemen olması çok duygusal olması özdeşim yapacağı bir baba modelini ortadan kaldırıyor. Veya baba ölüyor o yaşlarda baba modeli yok anne teyze ablalarla yetişen bir erkek çocuk cinsel kimlik kalıbı olarak onların davranış modellerini modelliyor. O hareketlerimizin o mimiklerimizin her biri kopyadır. Yani kendimiz yaratmıyoruz onları siz sadece kızların oluşturduğu bir ailede yetişiyorsanız bir erkek çocuk olarak anneniz babanız boşanmış ayrılmış gitmiş veya ölmüş üç tane ablanız var. Üç tane kuzeniniz var kız halanız teyzeniz var bir evdesiniz üç beş veya sadece anneniz var modelleyebildiğiniz baba yerine ikame edecek ne bir dayı ne bir amca ne bir erkek ne bir dede anneyi siz modelliyorsunuz. O çocukta cinsel kimlik karmaşası çıkıyor ortaya

Konuşmacı: bu sadece altıncı ayda anne ile özdeşim kurduğu dönemde de o ilk bağlanma o annesini… O dönemde de bir cinsel karmaşa ortaya çıkabiliyor mu?

TAHİR ÖZAKKAŞ: yok orada cinsel dört yaşına kadar cinsellik yok. Bunun ayırdımına yapacak zihinsel yapı yok zaten unisex o yaşa kadar tüm bireyler unisextir. Fakat farkında olmamadan anne babalar böyle davranışlarıyla onu ayrıştırıyor. Çocuk bunun farkında değil

Konuşmacı: ama bu genetik kodlarda yok mu?

TAHİR ÖZAKKAŞ: o şeysel organ o cinsel organ. Bak çok net söylüyorum eşeysel organ genetiktir doğuştan gelir cinsel kimliğin verilmesi sanal bir programdır. Ta ilk andan itibaren anne babanın kafasında şekillenen tasarımla ortaya çıkar. Anne baba bir kız çocuğu doğdu bir kız gibi muamele edip kız gibi yaklaşırsa o çocuk kızlaşıyor. Erkek doğdu erkek gibi davranıp erke gibi sevdikleri zaman çocuk erkekleşiyor. Anne babanın zihinsel tasarımları çocuğa geçiyor ve o modelleri çocuk benimsiyor. Ama erkek olarak doğuş bir çocuğa anne baba kız olarak yaklaştığında ve kız olarak büyüttüğünde o cinsel kimlik karmaşasına yol açıyor çocukta. Bunda geniş bir spektrum transseksüel cinsel kimliğini tamamen değiştiren bir uçtan eşcinsel bir ilişkiye veya kendini heteroseksüel hissettiği halde zaman, zaman içinden eşcinsel duygular geçen bir spektrumun çeşitli yerlerinde patolojinin şiddet derecesine göre yer alıyor. Mesela zaman, zaman bu tip arkadaşlar bize geliyorlar. Bizden yardım istiyorlar biz toplumla uyumsuz oluyoruz biz bunu istemiyoruz. Eğer spektrum çok uç noktalarında değiller ve içteki dinamikler onlara geri dönüş imkânı verirse biz bunları terapiye alıyoruz. Kimliklerini değiştirme terapisine alıyoruz.

Konuşmacı:değiştirebiliyor musunuz?

TAHİR ÖZAKKAŞ: bu manada olanları değiştiriyoruz.

Konuşmacı: homoseksüellik bir hastalık olarak değerlendiriliyor mu şu an da psikoloji de.

TAHİR ÖZAKKAŞ: hayır

Konuşmacı:…bu tip şeyleri hastalık olarak kabul edenler hasta olarak kabul ediliyor.

TAHİR ÖZAKKAŞ: yok, yok öyle bir şeyde yok.

Konuşmacı:… Bir notta görmüştüm

TAHİR ÖZAKKAŞ: homoseksüellik hem Amerikan psikiyatrik sınıflandırma kategorizasyonun da geçtiğimiz yıllarda hastalık olarak ve sapma olarak nitelendiriliyordu. Bu değiştirildi biz bunun hastalık olmadığına karar verdik dediler bir grup psikiyatrist oturdu. Bu bir tercihtir dediler böyle bir tercih fakat DSM dediğimiz Amerikan psikiyatrik sınıflandırma yapısı dünyadaki psikiyatriyi temsil etmiyor. Mesela dinamik dediğimiz psikiyatri Freud’un oluşturduğu psikiyatri ve ondan doğan ekoller eşcinsellikle ilgili konuyu bu ödipal dönem dediğimiz bu dört beş yaşlarındaki cinsel karmaşaya ve sapmaya bağlarlar. Bu da dünyada çok büyük oranda hem Amerika’da hem dünyada dinamik yapıya sahip binlerce psikiyatrist var. Rus ekolü yine aynı şekilde… Alman ekolü eşcinselliği yine patoloji olarak değerlendirir ve birçok ekol değerlendirir bununda psikopatolojik süreçlerini anlatırlar yani. Terapi edilmesi gerekiyor o süreçlerde de anne babaların çocuklarını yetişmesi konularında hassasiyet vurgulaması gerekir. Ama bu yapı çok çoğaldı kişiler bunlar ellerinde olan bir şey değil bu yapıyı kucaklarında buldular ve böyle bir yapılandırma içine girdiler. Bunları suçlamak dışlamak veya hasta muamelesi yapmak pek insani bir boyut değil bu boyut. Bu bağlamda belki yaklaşmak lazım ama bu da tabi orada spektrum olarak kişi biz buna ego sintonik veya ego distonik diyoruz ego sintonik egosuyla uyumlu yani ben, ben eşcinsel tercihte bulunuyorum ve bunu yaşayacağım diyen bir insanın psikiyatrik bir problemi yoktur. Onun tercihidir insan olarak ona saygı duyarsınız yaşam tarzını kendi belirler. Ama ego distonik yapılarda böyle duygular hissediyor ama ben bu olmak istemiyorum diyen bir yapı var. Bana yardım edin bir grup. Ona da bu spektrumun içinde biz bu süreci anlamlandırıyoruz ve biz o süreçteki hatalı yapılandırmaya tespit edebiliyorsak terapiye alıyoruz.

Konuşmacı: birde kişilerin tanımlanmış olan değerler sistemi tamam yani onun öyle olmadığını var saymakla o mahiyeti değişmiyor patolojik şeyi patolojik değil desek böyle olmaz. Bir şey neyse odur yani onu hastalık olarak tanımlamamak onu hastalık olmaktan çıkarmaz bence.

TAHİR ÖZAKKAŞ: tabi o size göre öyle rölatif diyorum göreceli bir konu işte bundan on yıl önce

Konuşmacı: ama bu evrensel yani genel geçer değerler göreceli değil.

TAHİR ÖZAKKAŞ: sizin algılamanız öyle ama birileri böyle düşünmüyor. Birileri de şu an sisteme hâkim anlatabildim mi?

Konuşmacı:… Normal seviyede mi?

TAHİR ÖZAKKAŞ: normal seviyede hormanal seviyeleri bozuk değil. Bunlar ruhsal yapıları bozuk olduğu için hormonlar dışarıdan horon alır bunlar.  Yani şimdi bir takım cinsel değişimler görüyorsunuz bunlar kendiliğinden olan şeyler değildir. Mesela tipik bilinen olduğu için örnek veriyorum Bülent Ersoy özel dışarıdan doktorların yardımıyla hormonlarla aylara yıllarca kadın hormonlarıyla beslenerek kadın cinselliği ile ilgili formasyona ulaştı onlarca operasyon geçirdi doktorların zoruyla fiziksel yapıyı kadınlığa uydurdular anlatabildim mi? Aynı şekilde eğer bir kadın yapı erkek hissediyorsa kendisini ona da bir takım operasyonlar hormonlar verilerek bu imkân sağlanıyor bu doktorlar sayesinde yapılan kendiliğinden olmaz kendiliğinden olan vardır. Orada yine eşeysel organlarda karmaşa vardır. Mesela bazı yaratılıştan gelen genetik yapımızda iki cinsel eşeysel organlarını taşıyan insanlar vardır. Hem östrojen salgılar hem progesteron salgılar testosteron salgılar. Bunlarda hem vajina vardır hem de penis gibi bir organ vardır. Anlatabildim mi ve hangisi daha çok salınırsa vücuttaki belirtiler ona uygun oluşuyor. Onu doktor gelir doktorun karşına aile onu nasıl yetiştirmişse erkek gibi yetiştirmişse erkesi yapıları ön plana çıkaran kadınsı yapıları geri plana çıkaran operasyonlar ve fiziksel tedaviler yapılır. Yok, kadınsı bir kimlik ile yetiştirilmiş ise erkeksi yapı ağır bassa dahi hormonel olarak o değiştirilmeye çalışılır. Tekrar söylüyorum eşeysel organ ve genetik yapımızın oluşması farklı bir şey onunla ilgili ruhsal kimliğimizin tanımlanması farklı bir şeydir.

Konuşmacı: normal olan vücudun ve organın durumuna göre değil mi?

TAHİR ÖZAKKAŞ: tabi, tabi normal olan yaradılışımıza uygun olan neyse odur. Zaten o yaradılışa uygun geliştirilmediği için bu konular ortaya çıkıyor.

Konuşmacı: ama gene de hala eşcinsellik hastalık olarak kabul edilmiyor.

TAHİR ÖZAKKAŞ: kabul edilmiyor.

Konuşmacı:… Bu isimlendirmeyi neye dayanarak

TAHİR ÖZAKKAŞ: eşcinsellikle mi ilgili

Konuşmacı: evet, sosyal anlamda bir şeyi isimlendiriyorsunuz tanımlıyorsunuz ama neden ruhsal olarak

TAHİR ÖZAKKAŞ: psikoloji iki yönden bakıyor olaya bir deskriptif psikiyatri dediğimiz karşımıza gelen malzemenin şikâyet tablolarına göre sınıflandırıyoruz benzere şikâyetleri olanları benzer sepetlere koyuyoruz anlatabildim mi? Korkuları olanı korku sepetine depresyonları olanı depresyon sepetine şizofren olanları şizofren sepetine hayal görenleri hayal sepetine. Birde psikiyatri de bir başka yaklaşım tarzı var. Neden doğru olan nedir doğru olandan sapan nedir. Biz buna sebebe yönelik yaklaşım diyoruz. Bir insan korkuyor ama neden korkuyor hangi kaynaklardan biyolojik bir bozukluğa bağlı mı korkuyor beyinde bir takım kimyasal bozukluğa bağlı bir korku ortaya çıkıyor yoksa korkutulmuşta öğrenilmiş bir korkudan mı ortaya çıkıyor hatalı çarpıtmaya düşünceler var onlardan dolayımı yoksa simgesel anlamada bir olaya anlam yüklemiş ondan dolayı mı? Etopatogenez deriz sebebe yönelik inceleme. Birinci etaptaki yani sepetlere ayrışmış olan göre şikâyetlere göre ayrışmış olan psikiyatrik bakış tarzı bakış tarzı amerikan psikiyatrik bakış tarzıdır. Orada esas hastalık kategorisi bu şikâyetlerin mesleki işlevselliğini engelliyorsa sosyal adaptasyonunu bozuyorsa kişinin performansını engelliyorsa hastalıktır. Eğer kişinin mesleğini işini eğitimini bozmuyorsa hastalık değildir ne yaparsa yapsın. Bakış tarzındaki kıstas bu. Eşcinsel olmuş başka sağmalar göstermiş hiç önemli değil. Orada kişi mesleğindeki işlevselliğini devam ettirebiliyor kendisiyle barışık hayatını sürdürebiliyorsa patolojik değildir. Ama aynı olay diğer bakış tarzı ile baktığımız zaman o normal gelişim periyodundan ayrışmışsa bunu bir hastalık olarak değerlendiriyor. Dolayısıyla Psikiyatris bakış tarzı bu manda iki kategoride de var.

Konuşmacı:…

TAHİR ÖZAKKAŞ: şu an amerikan toplumu daha çok ekonomik değerler üzerinde durduğu için eğer para kazanamıyorsa bu insan hastadır diyorlar. Ama bir başka toplumda para değil de üretkenlik değil de belki duygusal empati belki insani boyut hasta olup olmadığını bize bildiren boyut olabilir. Şu anda genel geçer olan egemen olan boyut amerikan sistemi diyoruz o mana da bu tartışılıyor ülkelere göre psikiyatri diye bir psikiyatri akımı var normallik toplumlara kültüre ve değer yargılarına göre değişir çünkü kişinin o toplum içinde yaşaması söz konusudur o toplumla uyuşmalı ve barışık olmalıdır şeklinde bir açıklama yapıyorlar bu da yeni gelişen bir akım.

Konuşmacı:sebebe yönelik psikiyatriyi biraz daha evrensel daha insancıl diyebilir miyiz?

TAHİR ÖZAKKAŞ: sebebe yönelik psikiyatri bununda sebebi şu sebebe yönelik yaklaşım tarzı da kendi içinde ittifak arasında değildir.  Birkaç sebebe yönelik yaklaşım tarzı var bunlar netleşmediği için henüz elimizdeki malzemeyi netleştiremedik hiç olmazsa benzer olanları benzer sepetlere koyalım diye bunun da sebebi şu ortak bir dil kullanmak hangi insana hasta diyeceğiz sigorta şirketleri hangi insanların paralarını ödeyecek bunu netleştirmek için ortaya konmuştur. Daha çok Amerikan sisteminde sigorta şirketlerinin hastalıklarının kime hastalık diyoruz kime ne kadar para ödeyeceğiz bunun netleşmesi için. O zaman benzer şikâyetleri olanları bir gruba koyalım ve buna hasta diyelim bununda parasını ödeyelim sebeplerini net olmadığı için ama sebepleri net olsaydı sebebe yönelik bir psikiyatri gelişirdi. Evet, konumuz yarım kaldı.

Konuşmacı: kız gibi yetiştirilenlere karşı… Cinsel soruları olanları… Toplum olarak normale dönmesi açısından onlara karşı nasıl bakmalıyız veya onlara

TAHİR ÖZAKKAŞ: yargılamamak hiçbir zaman yargılamamak onları daha rahat hareket etmesi için yargılamamak

Konuşmacı: yani kişiye zarar verdiği zaman da… Hasta…

TAHİR ÖZAKKAŞ: hasta kabul etmenin iki, bir insana diğer bir insana zarar noktasına gelirse rızası olmadan tedavi edilir bu başka bir. Şu an sizlerden birisinin bizlerden birisine zarar vereceği kanaati bende hâsıl olursa güvenlik kuvvetlerini kolluk kuvvetleri çağırarak onu tedavi etmeye mezunuz yetkiliyiz bu konu da.

Konuşmacı:…

TAHİR ÖZAKKAŞ: ha o farklı bir konu ha kişi ha psikiyatrinin teşhislerini konuşuyorsak eş cinsellik bunu hastalık olarak kabul etmiyor. Bu çok net anlatabildim mi? Bir tercihtir üçüncü bir cinstir. Hastalık olarak kabul etmiyor ha hastalık olarak kabul eden psikiyatrislerde var diyoruz. Bu genel konsept bu yönde ha sizin inançlarınıza değer yargılarını uyar uymaz psikiyatride veya tıpta böyle inanç ve değer yargılarının yeri yok. Orada net bir takım kurallar işliyor. Burada kişinin rızasıyla bir şeye yönelmesi önemlidir. Kişi başkasına zarar vermiyorsa başkasına tecavüz etmiyorsa kendi kişilik ve kimliği hakkında istediği gibi yaşam alanı belirleme hak ve salahiyetine sahiptir psikiyatrislerde buna yardımcı olmak zorundadır. Yoksa mesleği ile çelişirler. Bu eşcinsellik olabilir farkı bir düşünce inanç olabilir hatta kendi inanç ve değer yargılarını asla göstermemeli empoze etmemeli ona aktarmamalıdır. Bu, bu psikiyatrislikle asla bağdaşmayan bir şeydir. Ha o kişini topluma zararı olacağını bir şizofren bir paranoid bozukluğu bir öldürme düşüncesi olan o insana o insanın rızası olmadan doktor onu tedavi yapabilir. Veya kişinin kendine zarar verme riski varsa intihar gibi gene kişinin rızası olmadan onu tedaviye alabilir onun dışındaki tüm tedaviler kişinin rızasına bağlıdır. Kişinin kendi talebinin olması lazım. Bize mesela çocuğu zorla alıp getirip muayenehaneme muayene ettiriyor anne baba. Ben içeri alıyorum sen kedi isteğinle mi geldin anne babanın mı? İsteyerek gelmedim diyor annem babam çok yaramazmışım çok içki içiyormuşum esrar içiyormuşum. Ben senin kişisel haklarına saygı duyuyorum senin rızan olmadan seni muayene edemem bu senin talebin değil ve ben onu tekrar odadan çıkartıyorum. Çünkü onun kişilik haklarına tecavüz yetkim yok benim o bir insandır hayatta bir takım tercihleri yapma yetki ve salahiyetindedir. Yanlışta yapma hakkı vardır insanların illa annesinin babasının çizmiş olduğu modelde gitmek zorunda değildir. Ha ne oluyor bu delikanlı bir hafta sonra beni arıyor ağabey seni sevdim bir gelip konuşabilir miyim diyor. Çünkü onun kişiliğini ihlal etmediğimi görüyor. Bir hafta sonra geliyor oturuyor konuşuyoruz eve inadına anne babama kendimi ispat etmek için içiyorum ben esrarı diyor. Şimdi gerek kalmadı anladım mekanizmayı diyor bu da başka bir boyutu olayın. Evet, şu kişiliğin bir evresi daha var ben onu bitireyim de bir latent evresi var sosyal okul dönemi ben orayı atlayayım biraz orada anlatacaklarımı siz sordunuz fazlada bir şey yok orada ergenlik dönemi, ergenlik dönemi çocuğun on iki on üç yaşlarında ulaştığı ve yirmili yaşlarına kadar giden bir süreyi içerir. Eğer sağlıklı bir zeminde gelmişse birinci ikinci üçüncü dördüncü evre normal geçmişse çok sağlıklı bir ergenlikte güçlü müteşebbis özerk duygularını olan başarılı istediğini gerçekleştiren tuttuğunu koparan bir insan çıkar karşına hiçbir şey yapmanıza gerek yok. Ama geçmiş dönemlerde           aşır sevme aşırı doyurma aşır dışlama aşırı değersizlik gibi bağımsızlık gibi müteşebbisliğini kırmak gibi bilerek veya bilmeyerek ailenin yapmış olduğu hatalardan sonra ergenlikte bunalım çıkar. Ergenlik şöyle bir şeydir bir yaşını doldurmuş çocuk modeller anne baba ne ise başka şansı yoktur kaostan kurtulmak için. Ergenlikte Allah söyle bir imkân veriyor herhalde insanoğluna

Diyor ki kulum diyor bak şu anda kuvveti verdim fizik yerine geldi boy pos attın bütün eşya ile ilişkilerini sen belirleyebilirsin diyor. Burada bir harmanlanma dönemi var yeniden bir kişilik inşası eski geçmiş şimdiye kadar almış olduğunuz sistemin hepsi çökertilip yerine yeniden bir sistem kurulabiliyor. Bir şans tanınıyor bu da yedi sekiz yıllık bir süreç.

Konuşmacı: geçmişten gelen arızalarda dâhil mi?

TAHİR ÖZAKKAŞ: arızalarda dâhil   hepsi dâhil burada reset yapılıyor. Sistem sıfırlanıyor bu böyle bir biyolojik akım yapıyor ki içte çocuk ergenliğe girdiğinde ilk yaptığı iş isyan etmek. O güne kadar isyan edemeyen güveni olmayan baş kaldırmayan yapı önce baş kaldırarak ikinci bir özerklik ikinci bir bağımsızlık fermanı atıyor ortaya.  Niye oğlum gel buraya hayır gelmiyorum para vereceğim sana önce hayır diyor yalnız gelmem. Ne dersen hayır diyor şimdi anne babalar bunun anlamıyorlar bir çocuk ergenliğe girdiğinde isyan edecek etmiyorsa problem vardır. Karşı gelecek gelmiyorsa problem var demektir. Evden kaçacaktır birkaç saat yok olacaktır olmuyorsa problem var demektir. Gizli sırları olacak yoksa problem var demektir. Gizli dostları olacak arkadaşları olacak bir tane veya iki tane onla böyle gizli kankalık yapacak. Yoksa problem var demektir. Bir takım organizasyonlara liderlik yapacak bu sosyal siyasal okul faaliyeti falan yapmıyorsa problem var demektir. Bir takım kuruluş kurumların peşine sürüklenecek gitmiyorsa problem var demektir. Bir ideoloji bir dünya görüşüne sahip olması gerekir yoksa problem var demektir.  Ne oluyor bu on iki on üç yaş döneminde kızımızda ve oğlumuzda yeni bir kimlik inşası başlıyor. Burada çocuk kendi getirmiş olduğu potansiyeline uygun olarak rol denemeleri yapar. Hem kendi kişilik tasarımları değişiyor boyu posu değişiyor hem de dış dünyada nasıl algılandığı ile ilgili imajı değişiyor. Düne kadar çocuktu çocuk olarak top oynuyordu falan. Ama birden boy attı birden böyle delikanlı oluyor veya hanım kız oluyor. İnsanlar ona çocuk gibi davranmıyor hatta kız yolda gidiyor laf atıyorlar aman tanrım bana laf atıyorlar. Delikanlı olmuşun kazık kadar adam olmuşun utanmıyor musun? Bir de gülüyorsun ha büyümüşüm. İnsanların bakışı biranda değişmiş bana. Bunu benim içeride hazmetmem lazım. Bu dönemde ne oluyor genç bir amaç peşinde koşuyor yani rol denemelerine giriyor. Ben diyor saz çalacağım ben diyor bilardo oynayacağım ben mühendis olacağım ben avukat olacağım ben futbolcu olacağım. Bunlar gencin rol denemeleridir. Rol denemelerini böyle tik, tik çarkı felek gibi dolanır başarılı roller kalıcı olur. O roller toplum tarafından civardaki insanlar tarafından onaylanırsa benimsenir. Yok, aşağılanırsa o rolden de vazgeçer. Siz çocuğun potansiyelini oluşturmak için oldukça mümbit bir arazi olacaksınız. Yani destekleyeceksiniz. Öyle dandik amaçlarla gelir ki gülersiniz içinizden. Tamam, oğlum tamam kızım yap deyin üç gün gider bir gün gider bir saat gider ama siz yapma dediğiniz zaman orada tetiklenir. İstemediğiniz bir rol kalıcı olur. Çünkü onun kişiliğine saygı duymadınız.

Konuşmacı: bu dönemde yapılan testlerin çocuğun… Faydası olur mu?

TAHİR ÖZAKKAŞ: net bir şey söyleyemeyeceğim. Çünkü o dönem çok karmaşıktır net bir yapı yoktur. Kaostur o dönem.

Konuşmacı: zevk mevk…

TAHİR ÖZAKKAŞ: o çocuğun denemeleri eksperince deneyim yapacak futbol oynarsa başarılı olursa onu sevecek aferin yahu acayip oynuyorsun dedikleri zaman havaya girecek ona yönelecek veya iki tane vuracak senden hiçbir şey olmazmış diyecek. O tasarımdan vazgeçecek. Müziğe yönelecek müzik veya ders çalışacak ağabey ya sen coğrafyayı çok iyi biliyorsun

Konuşmacı: hayatın içinde mi bunu keşfedecek

TAHİR ÖZAKKAŞ: hayatın içinde anne babanın görevi onu hayatın içine olabildiğince daldırmak. Çok rol denemeleri yaparak kendisine uygun olan olmayanları potansiyellerine uygun olanları olmayanları temin etmek. Senin kafanda benim oğlan illa doktor olacaksın diye bir kafa varsa çok yazık. Çocuğu da mahvediyorsun kendini de mahvediyorsun.

Konuşmacı: bu dönemde çocukların kendilerinin de hangi yöne gideceklerini bilemediklerinden bir de sınava falan hazırlanıyorlardı o çağlarda ben çocuklar için sistemler olsa da çocuğun beraberce hani doktorla beraber yapabileceğimiz bir şey olsa da çok aramışımdır.

TAHİR ÖZAKKAŞ: çocuğun kimliğinden yerleşmişse yani ergenlik bunalımını atlattığı netleşmişse ondan sonra potansiyellerinin ne olduğu ile ilgili sistem ortaya çıkarılabilir. Ama o karmaşa döneminde zor.

Konuşmacı:halen yok değil mi bu şey. Ben o dönemde nende rastladım diye üzüntü duyuyorum da.

TAHİR ÖZAKKAŞ: var onlarla ilgili testler var diyeyim ben.

Konuşmacı: ne kadar sürer.

TAHİR ÖZAKKAŞ:eğer sağlıklı bir zeminden geliyorsa bir buçuk iki yılda biter bu sistem, eğer arka sistem bozuksa ilk bahsettiğimiz arka evre yirmili yaşlara kadar gider hala yirmili yaşlarda da olmayabilir kimlik bocalaması dediğimiz belki bir ömür boyu süren kendini tanımlayamayan. Ne olduğunu ifade edemeyen kendinin ne olduğuyla ilgili bir yargıda bulunamayan bir kimlik bocalaması yapısı çıkar karşımıza. Burada da bu insanlar genelde ters kimlik olurlar ters kimlik demek kendisinden istenenlerin tersini yapma

Konuşmacı:o verilen yaş şeyleri nereye kadardı?

TAHİR ÖZAKKAŞ: on iki on üçten yirminci yaşa kadar varır. Yirmi kik yirmi üçe kadar da gidebilir. Hatta kilitlenip kalabilir o kimlik yapısı. Ters kimlik bir şeyleri deniyor, deniyor ama başarılı olamıyor mümbit bir arazi yok aile desteklemiyor o zaman rahat kendini tanımlayabilecek bir şey olması lazım tanımlayamamak çok kötü felaket insanın kendin tanımlayamaması kadar kötü bir şey yok ne yapıyor kısa yoldan başkasının kendinden istediğinin tersini yapmak kendini rahatlatıyor oh buldum diyor. Ne istenirse karşı görüşte oluyor. Buna ters kimlik diyoruz veya ikinci bir kimlik şeyi var bu dönemde böyle bir kriz olup ta anne babalar panikleyince çocuğu doktora götürüyor doktor da teşhis koyuyor depresyon obsesyon vesaire hah buldum diyor ben hastayım diyor. Bir ömür boyu hasta kimliğine sahip çıkıyor. Hem mazlum hem mağdur hem kimse ona sorumluluk yüklemiyor doktorlar ha bire onaylıyor reçete veriyor. Doktorlarında bu olayı hızlandırdığı bu olaya çanak tuttuğu yapı ortaya çıkıyor. O sistemi anlayamıyor bazen o hâlbuki çocuğun bir kurtuluş reçetesi olarak sorumluluktan bir işe yaramayan bir amaç edinememiş bir rol denemesinde başarılı olamamış kendisi eziliyor arkadaşları gidiyor nasıl izah edecek. Ya intihar edecek bu çocuk ya ben hastayım diyerek tüm bunlardan kurtulacak. Bu anne babadan taklitle oluyor. Beni ki tane kızım var büyük kız başı ağrıyor rahatsızlanıyor hastalanıyor ah kızım üşüttün mü falan diyorum ilgi gösteriyorum ertesi gün hemen küçük kızda hastalanıyor. Hem de taklit ediyor baya ateşi de çıkıyor vay hain vay nedir ilgi istiyor sevgi istiyor. Çünkü ablaya hastalanınca ilgi gösterilince kendide kıskandı ya ha ben buna prim olarak verirsem ha bire hastalanıp ha bire ilgi sömürüsü devam edecek orada biraz taş kalpli oluyorum tabi orada sistemi bitirmeye çalışıyorum. Onun iyiliği için. Ergenliğin bir amaç edinmesi var amaç edinir amaca yönelir rol denemeleri yapar bu desteklenmelidir. Şuradan biraz kopya çekeyim bir saat öğrenebilir miyim arkadaşlar. Sekiz buçuk. Birinci madde şöyle yazmışız özerk olduğunu hissetmek. Özerk olduğunu hissetmenin temel yolu emir altında olduğuna inandığı insanlara baş kaldırmaktır. Kimdir emri altında olduğu insanlar anne baba özerklik anne babaya baş kaldırma yetisini ortaya koyuyorsa yumruğu vurabiliyorsa özerkliklerin hissedebiliyor. İşte anneler babalar bu dönemde onun başını ezerlerse özerklikten vazgeçiyor çocuk. Bağımlı hale geliyor korkak kalıyor bu dönemde ipini biraz uzun bırakalım çok tehlikeye de salmayın uzaktan takip edin. Bu dönemde sizi beğenmeyecektir. Siz adam değilsiniz yanında olmaktan utanacak sizden ayrılmaya çalışacak bu doğmadır. Dünyanın en iyi adamı olsanız en iyi hanımı da olsanız en yakışıklı beyi de olsanız çocuğunuzun gözünde bu dönemde çirkinsiniz. Akılsızsınız beceriksizsiniz sizden utanır. Anneler babalar çok hayret ediyorlar ya nasıl olur benim gibi falan diyor yolda giderken önümüzde birkaç metre ilerde ya birkaç metre geride böyle markete falan giderken büyük marketlere falan birkaç adım geriden geliyor hiç yanımızda görünmek istemiyor. Bir taraftan da çaktırmadan yapıyor bu işi. Ya birileri karşıdaysa mesela kız arkadaşı gelecek karşıdan alakası yok bunlarla ayrıyım mesajı veriyor. Evet, ha o kız arkadaşın gözünde de o anne baba ne güzel anne babadır ne idealdir. Herksin anne babası diğerine çok şirin görünür. İkincisi amaç edinebilme bu amaca yönelebilme ve bunu uygulayabilme yetisi bu dönemde işte amaçlar başlar. Futbol olabilir müzik olabilir ders çalışmak olabilir laboratuar kurmak olabilir sosyal bir kulüp olabilir bu amaca yönelecek uygulayacak ve diğer taraftan onaylanacak.  Üçüncü madde sırdaş edinme. Evlatlarla çocuklarla arkadaş olunmaz öyle bir şey yok evlat sizin evladınızdır bazı anneler böyle yakın veya ben çocuğumu çok seviyorum benim için çok önemli veya babalar ben çocuğumla arkadaşım yok öyle bir şey. Bu yanlış çocuğun kendi arkadaşları olur sen annesi babasısındır.   Orada çocuk bu arkadaş edinmeyle sırdaş edinmeyle birisiyle kankalık yapması lazım. Bu nedir sır verebilme ve sır alıp tutabilme yetisini geliştirecek onda. Sır nedir akşam bir bira içtiler çaktırmadan anne babadan saklanacak kanka tamam nerdeydik akşam dershaneye ders çalışmaya gittik tamam anlaştık. Ölmek var dönmek yok.  Ha anne baba gelir aslan oğlum kaplan oğlum biz seninle arkadaşız falan dün işte yoktun bu saatlerde valla sen ne istersen beraber yapalım falan orada çocuk sırdaşlığına ihanet ederse biz bira içtik Ahmet’le âli’yle Ayşe’yle Fatma’yla derse o çocuğun hayatı yandı. O nedir.

Konuşmacı: ben bir  şey sorabilir miyim?

TAHİR ÖZAKKAŞ: buyurun

Konuşmacı: ama tam tersine anne babalar çocuklarıyla arkadaş gibi olurlarsa anneyle babayla daha çok iletişim kurarlar deniyorsunuz siz tam tersini

TAHİR ÖZAKKAŞ: tam tersini diyorum. Anne baba anne baba olarak reel konuşabilirsiniz rasyonel her şeyi konuşursunuz arkadaş etmek faklı bir kavram. Arkadaşlık nedir. Çapkınlık yapmaktır. Yapabilir misiniz kızınızla çapkınlık

Konuşmacı:özellikle öyle deniyor anneler kız çocuklarına babalar

TAHİR ÖZAKKAŞ: rasyonel konuşmayla arkadaşlık kavramını ayrıştırın. Rasyonel konuşma her şeyi tartışabilirsiniz karşınızdaki insanı bir birey olarak kabul edip on beş yaşında bir delikanlı oğlunuz kızınız var aynen kendi yaşınızda bir insanmış gibi çok ciddiye alarak çok önemseyerek dinlemek konuşmak tartışmak bu arkadaşlık değildir. Bu karşınızdaki bir bireyin özerk ve bağımsız bir bireyin onaylayıp varlığını kabul etmektir. Arkadaşlık ise arkadaşlar arasında yapılan şeyleri yapmaktır. Çapkınlık yapmak gizli, gizli kaçmak sır paylaşmak birbirimizin damarından kan çıkararak onu karıştırarak kan kardeşi olmak bunlar anne babayla olmaz. Ayrışacak ki anne babadan kendi varlığını oluştursun. Ayrışabilmek içinde böyle bir sisteme girmesi lazım. Burada sır saklayacak ne yapıyor anne baba çocuğuna bu şekilde bir manipülasyonla sırrını ifşa ediyor. Ne oluyor toplum içinde o yapı sonra biliyor musunuz arkadaş diyor bu, bu muhbir diyor bu kalleş diyor sırrımızı paylaştık okulda yayıyor diyor sınıfta herkes güvenilmez bir insan olarak damgalıyor. Kendi içinde nasıl bir tasarım geliştiriyor ya ben ihanet ettim diyor sır taşıyamıyorum kimse baba güvenmez eğer sırdaşlığın formatını bu dönemde atarsa ölümüne giden dostluklar kurabiliyor insan ve sırdaş edinebiliyor. O zaman toplum içinde bu insanın sözüne güvenilir diye bir damgayı alır öyle insanlar vardır ki toplumda bunun sözü senet derler hiç çek senet almaya gerek yok Ahmet Bey Ayşe Hanım söylediyse doğrudur. Nereden geliyor bunun kaynağı ergenlik döneminde sır saklayabilme yetisinden geliyor. Eğer saklayamamışsak ağzımız gevezeyse verilen sırrı hemen arka sokakta hemen ifşa ediyorsak ya zaten bunun ağzı gevşek bununla sır paylaşılmaz.

Konuşmacı: o zaman anne babanın çocukla yaptığı o sohbet reel

TAHİR ÖZAKKAŞ: reel rasyonel özerk. Yani şunu düşün karşınızda aynı yaşta bir insan gelmiş onunla bir konuyu tartışır gibi tartışacaksınız. Orada annelik gücünü kullanmayacaksınız babalık gücünü kullanamayacaksınız

Konuşmacı: orada çocuğun güvenmesi mi söz konusu anlatabilmesi için de çocuğun güvenmesi lazım

TAHİR ÖZAKKAŞ: tabi, tabi orada, orada kendisinin değerli olduğunu önemli olduğunu hissediyor çocuk ve anne baba onu ciddi olarak dinliyor. Şaka olarak dinlemeyeceksiniz ciddi olarak dinleyeceksiniz. Bak bunu ben üç yaşında kızıma yaptığım örneği söyleyeyim. Ben eve yatak getirdim kızım odasına koydum. Buraya kadar benim görevim kendi odasına kızım dedim bu yatağı nereye koyayım odanda kararı sen ver. Şimdi anlamadı koskoca bir yatağı koskoca bir şeyi kızımın söylediği yere koyacağız. Şimdiye kadar hiç sorulmamış koltuğun yeri sorulmamış mobilyanın yeri sorulmamış boyanın yeri sorulmamış ama kendi odasında kendi yatağını nereye koyalım. Baba dedi pencerenin önüne koyalım aldık koyduk. Şimdi bu güç gerekten onda var mı odasını yerleştirme iktidarı ondamı yoksa babada mı? On dakika sonra on beş dakika sonra geldi baba ya ben orayı sevmedim duvarın dibine koyalım. Hay, hay kızım koyalım oda senin istediğin zaman değiştirebilirsin. Ha ertesi gün baba sizin yatağı da şuraya koyalım derse hop bir dakika bura benim odam. Orada iktidarlar sınırlıdır. Kendi alanında kullanabilirsin ama benim alanımı işgal edemezsin bende senin alanını işgal etmeyeceğim. Böyle bir sınır koyabilmek. Bu sırdaş edinmeyi de anlatabildim. Karşı cinsel iletişim ve beğenilme ergenlikte çok önemli. Dünya bir tarafa karşı cins bir tarafa bütün hikâye bu hormonlar zıpladı mı her şeyin anlamı kaybolur burada çocuk erkek veya kız olduğunu hissedebilmek ve karşı tarafından beğenildiğine emin olmak durumundadır. Hangi boyutta olursa olsun bu duyguyu hissetmek zorundadır. Eğer bu duyguyu hissedemezse çok ciddi kimlik bocalamasına girer. Bu kültürden kültüre değişir. Anadolu kültüründe bu işmarlaşmak olabilir yani göz kaş hareketi olur. Ha Ayşe beni seviyor Ali benden hoşlanıyor. Bu duyguyu kendi içinde hissetimi yetti. Karşı taraf hiç görmemiş olabilir mühim olan kişinin iç dünyasında karşı cins tarafından beğenilen birisi kanaatin gelişmesi. Bu batı toplumlarında birsiyle cinsel deneyim yapma noktasında kendi cinsel kimliğini gerçekten beğenilen ve istenilen bir kimlik olduğunun emin olmanın süreci böyle spektrumun diğer ucunda. Bizim kültürümüzde de bu kaş göz işaretinden partnerliğe beğenilmeye işte benim oğlan senin kız noktasına gelmeye başladı bu süreç biraz daha ilerliyor değişiyor kültürel yapımıza göre kültürel erozyonumuza göre de bir form tutuyor ama psikolojik olarak bir şekilde karşı cins tarafından beğenilen yapıya sahip olduğumuzu içselleştirmemiz gerekiyor ve çok önemli. Bu anlamda da bu dönemde anne babalar paniklemeyip bu konuya biraz relaks yaklaşmaları gerekir diye düşünüyorum.   Beşinci olarak bu dönemde lider olabilme ve ardıl olabilme bir lidere bağlanabilme yetisi gelişir. Bu dönemde çocuklar doğum günü partisidir futbol organizasyonudur hafta sonu pikniğidir bu tip organizasyonlara yönelirler anne baba bunu desteklemeli işte el âlemin aptalı sen misin bütün hamamlığı sen çekiyorsun sen ne yapıyorsun cebine kaç kuruş giriyor gibi çok absürt ve onun lider olabilme potansiyelini engelleyecek yaklaşımlar bu deneyimlerini ortadan kaldıracak tanımlar annenin çocuğuna babanın çocuğuna en büyük ihanetidir. Bu tip girişiler aileler tarafından desteklemelidir. Bazı ailelerde hep sen niye başkasına uyasın ki onlar sana uysun. Hep lider olayı önerirler bu da yanlış. Bir arkadaşı öncü olmuş bir olayda ön plana gitmişse anne babanın destek vermesi gerekir. Evet, ekip arkadaşlarına yardım etme ekip çalışmasında rol alabilme becerisi yani ardıl olabilme bir gurubun içinde rol alabilme becerisini geliştirmesi lazım ergenlik döneminde. Son olarak ta bir ideoloji bir ideolojik yapılandırma olması lazım. Nasıl ki çocuk iki üç yaşında eşyanın annesi babası tarafından nasıl kullanıldığını görerek bir model oluşturmuşsa ergenlikle beraber dünyadaki olayları anlamlandırması gerekiyor yoksa kaosa düşüyor çocuk. Sağcı olmalı solcu olmalı ilerici olmalı gerici olmalı bir şey olmalı çocuk çünkü Mozambik’teki olayı Irak’taki olayı kendi perspektifinden bir anlam verebilmeli. Hedonist olabilmeli ne oldu dünya netleşti vay be bizim ideolojiye göre orada şudur bu dostumuzdur bu düşmanımızdır ha kırklı yaşlardan sonra böyle olmadığını anlar ama o kırk yaşına kadar olgunlaşma dönemi onun için kırk yaşından önce peygamber gelmemiş hazreti İsa da tekrar gelecekmiş kırk yaş olgunlaşma yaşı

 

Bir önceki yazımız olan HÜCUM TERAPİSİ başlıklı makalemizde Analiz, Bu ve Daha hakkında bilgiler verilmektedir.

Print Friendly

Yorumlar


Yorumunuzun yanında istediğiniz resmin görünmesini istiyorsanız gravatar edinin!