Bu site ruh sağlığı alanında insanlarımızı bilgilendirmek, eğitmek ve yardımcı olmak amacı ile hazırlanmıştır. Bu sitede size verilen bilgiler sizi tedavi amacına yönelik değildir. Bir sorununuz varsa öncelikle ruh sağlığı alanında çalışan yetkin bir kişiye başvurmanızı öneririz.
Uz. Dr. Tahir Özakkaş
Psikiyatrist-Psikohipnoterapist

Psikoterapi, Psikolojik sorunlar, Psikolog, Hipnoterapi

Psikoterapi, Psikolojik sorunlar, Psikolog, Hipnoterapi

Anasayfa arrow Makale arrow İçpsişik Yapılar
İçpsişik Yapılar Yazdır E-posta
Yazı Index
İçpsişik Yapılar
Sayfa 2
Sayfa 3
Sayfa 4
Sayfa 5
Sayfa 6
Sayfa 7
Sayfa 8

El koyucu olarak Nesne            

      El koymanın  vurguladığı, şizoid hastanın, sahip olduğu değeri olan her şeyin ya da herhangi bir şeyin, nesne tarafından eninde sonunda sahip çıkılması hissidir.  Fikirler, fanteziler, yetenekler, mülkiyetler – nesnenin kendi hedef ve ihtiyaçları doğrultusunda, hastanın içinde barındırdığı gerçeğini hiçe sayarak, hepsine nesne tarafından kullanılacaktır.  Nesne ne zaman kullanmak isterse ve hangi amaçla kullanmak isterse, hepsi kullanılacaktır.  El konulma tecrübeleri yok edici olabilir – şizoid hastalar için bir tür dehşettir.   Şizoid bir dama, büyürkenki korku hissini tanımlarken, el konulma tecrübelerini, “ Vücut Kapanların İşgali” isimli filmdeki insanların dehşetine benzetmiştir.  Bu klasik filimdekilerin insanlıkları, düşünceleri, ruhları uzaylı işgalciler tarafından kurutulmuştur.  Aynı gözüküyorlardır, fakat onlar için değerli olan her şeye el konulmuştur.           

     El konulmanın başka bir örneği, birinin kendine ait dünyası olmasına, özel kendiliğinin herhangi bir tecrübesine izin verilmemesidir.  Şizoid bir hasta, çocukluğunda, kendinden sonra gelen ikizlerin başarısı için işe alınmış bir bakıcı  gibi olduğunu anlatmıştı.  Diğerleri de ebeveynleri için bakıcıdırlar.   Bunların hiç biri , bir insanın hedefe ulaşmak için çalışarak, yaşayarak ve birlikte paylaşarak edindiği  memnuniyet ya da hoşnutluk hissi ile yapılmamaktadır.  El koyucu, hastanın hislerini göz önüne almadan, belirli bir amaca hizmet etmek için uğramaktadır.  El koyucu (sadece gerektiğinde) çocukların (ya da şizoid hastanın) görülmesi ama asla duyulmaması gerektiğine inanır.  El koyucu ne gerilemeyi ödüllendirir ne de mükemmel bir aynalama bekler.  El konulma, hastayı bir işleve çevirerek, kişiliksizleştirmenin bir türüdür.           

     El konulma çeşitli türlerde tezahür edebilir.  Bazı zamanlarda, el konulma aşikar olabilir, diğer zamanlarda gizli olabilir.  Bay W. ailesinin evde kilitli hatta kapalı kapı istememekle başlayan  el konulma deneyimini anlatıyor.  Bay W.’nin ailesinin,  hiçbir şeyi özel kalamayacağı izleniminin bırakılması, neredeyse psikotik bir zorlama ve aşırı tetikteliktir.  Ona göre, açık kapı, bütün sahip olduğu ve ne olduğunun ailesi tarafından kullanılma hissini alan bir semboldü.  Ve kendisini hiçbir şey gibi hissettiren, benimseyebileceği ve sahip olabileceği hiç bir şey olmadığı hissiydi.Kendi vücuduna yetkin olmak da dahil, mahremiyet imkansızdı. Örneğin, ailesi gece yatarken ellerinin örtünün üstünde olup olmadığını sürekli kontrol ederdi ve banyoyu kullandığında hiçbir zaman banyonun kapısını kilitleyemezdi.  Kendini cinsel bir varlık olarak tanımlamakta cesaretsizleştirilmişti.  Oldukça yoğun şizoid olan Bay W., aseksüel olmanın belirgin hisleri ile büyümüştür.           

     Bay h., el konulma deneyimini aşağıdaki şekilde belirtmiştir.  Geleceği ile ilgili ne yapmak istediği hakkında bir fikri olduğunda ve bundan annesine bahsettiğinde, fikrinin kendisi için sonsuza dek kaybolduğu izlenimine kapılıyordu çünkü annesi o fikri alıp kendi fantezilerini ve ihtiyaçlarını beslemek için kullanacaktı.  Annesi fikri kendi değerlerine göre değiştirecek veya şekillendirecektir ve böylece artık o fikir Bay H.’ye ait olmayacaktır.  Fikre ya da hedefe,  annesinin duygusal memnuniyetinin sağlanması için, hastanın istekleri, ihtiyaçları ya da duygularını içeren hedefin annesi tarafından alındığı bildirilmeksizin, el konulmuştur. Örneğin,  kız arkadaş anlayışı ile tanıştırdığı kızın nasıl uyuştuğu ( ya da genellikle, uyuşmadığı) hakkında uzun bir konferans beklentisi olmadan, hastanın bir kız arkadaşını annesine tanıştırma imkanı yoktu.  Oynana spor dalları, ilgi alanları ya da kariyer hedefleri bile hastanın duyguları açısından değerlendirilmiyor , hatta en azından düşünülmüyordu bile; daha ziyade, annesinin kendini nasıl hissedeceği, arkadaşlarına ne anlatacağı ve annesinin oğlunu yetiştirmedeki başarısı ile kendi ihtiyaçlarını nasıl tatmin edeceği açısından değerlendiriliyordu.  Bu konularda annesine hiç karşı gelemediğini de vurgulayan hasta, bütün gücün annesinden akıp geldiğini hissediyordu.  Annesinin kontrolü mutlaktı.  .Eğer bir şeyi sahiplenmek isterse, o artık ona aitti. Mücadelenin bir faydası yoktu.             

     Manipüle etme ve baskılama efendinin işbirlikçi deneyimleriydi.  Her iki kavram da hastanın kendi deneyimlerinin ve hislerinin, nesne tarafından, diğeri tarafından, göz önüne alınmadığını ve görmezden gelindiğini betimliyor. Şizoid hastanın deneyimi, diğerlerinin kendi kazanma arzuları için, hastanın kendini gözetmeden,  kullanılmasıdır.  Manipüle etmek ve baskılamak, birisine el koymaktan ziyade,  başka bir insanı kontrol etmek anlamına gelmektedir.  Deneyimin bu çeşidi, en iyi olarak, Bay. H. Tarafından anlatılmaktadır.  Bay H. Başkaları ile, özellikle de annesi ile, olan ilişkisini sanki annesinin kucağına oturtulmuş bir kukla gibi olmakla anlatır.  Her hareketinin, vücudunun her parçasının ve her duygusunun başka birinin kontrolüne maruz kaldığını hissediyordu.  Bay H.  Bunu “birinin sürekli dizginleri elinde tutması” olarak tasvir ediyordu.  Manipülasyonun ve baskının türü de sıklıkla nesnenin istediği herhangi bir işlevi yerine getirmeye programlanmış bir robot   ya da android olma metaforu ile gösterilmiştir.           

     El koyucu, manipüle edici ve baskılayıcı olarak nesne, “efendi” kelimesi ile tamamen tasvir edilmiştir.Efendi olan nesne tecrübesine ilintili olan kendilik temsili, köleninki gibidir.  Şizoid hastanın nesneye olan bağlanmasının doğası –içsel dünyada ve dış gerçeklikte – bir kölenin efendisi ile olan ilişkisi gibidir.  Esaretin özü, birinin kendine ait olarak adlandırabileceği hiçbir şeye sahip olmamasıdır.  Efendi/köle ilişkisinde, özel bir mülkiyet yoktur.  Birisi efendi olarak var oluyordur.  Değeri olan herhangi bir şey geri alınabilir; eşi, çocukları ve hatta hayatı.  Efendi/köle ilişkisi, bireyin insanlığını temel olarak görmezden gelme üzerine kuruludur.  Bütün bu sebeplerden dolayı, esaret veya hapsedilmişlik hissi bir çok şizoid arasında ortaktır.  Nesne efendidir, kendilik de köledir.  Nesne hapse atandır, kendilik de hapse girendir.  Aşağıda hastalar tarafından tanımlanan efendi/köle biriminin nitelemeleri bulunabilir.           

     Bayan R.  Bağlanmanın temel deneyimi hakkındaki görüşünü, kontrolü kaybetmek olarak tanımlıyordu.  Ailesi ile olan ilişkisi isteklerin sonsuz çatışması gibiydi.  Ve sonunda kesinlikle kaybedeceğini hissediyordu.  Ailesine her hangi bir şekilde yakın olmayı denediğinde, kendinden tamamen ödün vermek zorunda olduğunu ve onların yatılı kölesi haline geldiğini hissediyordu.  Bayan R.’nin tedaviye başladığı noktada, yaşlı ve hasta babası onu yanına taşınması içim tehdit ediyordu, ve böylece hasta onun tam zamanlı hemşiresi haline gelecekti. Babasının beklentisi hastanın işinden çıkması ve hayatını ona bakmaya adamasıydı.  Bu biçilmiş rol hakkında onun ne düşündüğünü soran yoktu.           

    Hastanın kendi istek ve duygularını tasdik ettirememe acizliği, hasta 39 yaşındanken, çocukluğundaki aciziyetinden çok daha güçlüydü.  Bayan R.  bütün yetişkinlik yaşamını ailesinden uzakta geçirmesine rağmen, ailesinin onun için tasarladığı yaşantıdan farklı bir yaşar sürmesi kabul görmüyordu.           

     Bay H. Annesinin kelimelerini ya da davranışlarını, ve hatta yüz ifadelerini bile benzer bir korku ile anlatırken, “bendeki bütün enerjiyi kurutuyor” şeklinde tasvir ediyor.  Şu an 28 yaşında olmasına rağmen, halen yaşadığı evlerindeki tek resminin, beş ya da altı yaşındayken annesinin kucağında otururken çekilmiş bir resim olduğunu belirtti.  Sanki “vantrologun kucağındaki bir kukla gibi… tuzağa düşürülmüştüm… onun bana emrettiğinin dışında kımıldayamıyordum ya da hareket edemiyordum.  Kendime ait bir beynim vardı ama hiçbir fark olmadı.  Kimse umursamadı ve kimse sormadı.  Sadece annemin duymak istediği ve beklediği kelimeleri dillendiriyordum.   Ve eğer ibraz etmezsem, terk edileceğimi hissediyordum.  Bir kenara itilmek.  Onun kontrolünden uzak olacaktım ama yalnız olacaktım, sürgüne gönderilmiş.  Bağlantıda kalmak için onun kölesi olmalıydım.”           

       Şizoid hasta için bağlanmanın bedeli esarettir.  İletişimde  olmak, hapiste olmaktı.  Eğer iletişim kurmaya çalıştıklarında,  şizoid hasta bunları deneyimliyorsa, o zaman neden hala denemeye devam ediyorlar?Ediyorlar, çünkü ilk olarak, bireyin kendini başka bir insan varlığı ile ilişkide deneyimlemesi temel, gereksi insani bir ihtiyaçtır.  Dahası, efendi/köle ilişkisi, şizoid kişinin ilişkileri nasıl gördüğünün durumsal bir açısıdır.  Bu mümkün olandır – fakat aynı zamanda tek mümkün olandır.  İlişkiler işte bu şekildedir. Şizoid hastalar herhangi kişiler arası bir ilişkinin, içteki, meselelerin içpsişik durumlarının bir yansıması ya da aynası olduğunu düşünürler.  Efendi/köle ilişkisinin insanları bağlayan tek yol olduğunu. Eğer birisi iletişim kurmak istiyorsa, eğer birisi bağlanmak istiyorsa, eğer birisi kişiler arası bir ilişki kurmak istiyorsa, o zaman efendi/köle ilişkisinin empoze ettiği koşullara katlanması gerekir.           

      Alternatif nedir?  Özgür olmak, duygusal sürgünde olmaktır.  Bu sebeple seçenek esaret altında olmak ya da sürgünde olmaktır, bağlanmak ya da bağlanmamak.  Bu şizoid hasta için tam bir Hobson seçimidir (alternatifi olmayan seçim, al ya da git), şizoid ikilemin özüdür. Ne esaret ne de sürgün isabetli seçenekler değildir.  İkisi de rahatsızlık ya da rahatsızlık tohumları içeren olarak deneyimlenir.  Dönüşü olmayan noktanın ötesine gitme tehdidinden dolayı, çok uzakta gibi olmakla şizoid hasta anksiyete ve tehlike deneyimlediği gibi, tamamen el konulma potansiyelinden dolayı, hasta çok yakın olmaktan da anksiyete ve tehlike deneyimler.           

     Muhtemelen, çoğu şizoid hasta konut olarak sürgün halini seçerler.  Kesinlikle bir çoğu da bağlı yaşamanın bedeli olarak esareti seçer ya da tahammül eder.  Fakat elbette en karakteristik olarak, şizoid bireylerde en sık görünen bu iki temel durum arasında süregelen gidip gelmedir; bağlanmış ve bağlanmamış,  esaret ve sürgün.  Bayan B., hayatını şöyle tanımladı;  “insanlara bağlanmakta zorluk yaşıyorum.  Limitliyimdir çünkü kendimi diğer insanlarla paylaşmak her zaman zor olmuştur.Eğer sana bağlanırsam, bu kontrol edilmek anlamına gelir [efendi/köle birimi aktive olur].  Bu yüzden ne zaman insanlara, sana, bağlanmaya çalışsam, dediklerimle hissettiklerim arasına bir mesafe koymam gerekiyor [sadist nesne/sürgündeki kendilik aktive olur].”  Bay C. De şöyle anlattı: “birisine bağlanmaya çalışmak, hisleri paylaşmak bir yoldan aşağı seyahat etmek gibidir.  Öncelikle düzdür,  sonra mıcır olur sonra da kum.    Sonra kayalar ve hendeklerle dolu bir keçi patikasıdır.  Tehlikeli olmaya başlar [ bağlanma çabaları git gide daha anksiyete yüklü ve tehdit edici hale gelmektedir].” Anlatmaya devam etti: “umutsuzca rotanın dışında olduğunuzu fark ediyorsunuz.  Diğer kişiden geldim orada olmayacaktır.  Ne kadar ileri gidersen, insanlara da öylesine güvenemezsin.  Tam başladığınız noktada kendi teçhizatınız ve kendi problemlerinizle bırakılmışsınızdır.Kendi başının çaresine bakman gerekir [kendine yetme ve özgüven deneyimlerinin sadist nesne/sürgündeki kendilik biriminin aktivasyonu].”           

      Bayan A. Ve Bay B. için seçim hiçbir zaman tam sürgün ya da esaret olmamıştır.  Esasında hayat, bu iki seçenek arasında sürekli bir gidiş geliştir ve uygun uzlaşmayı bulmak için çabalamaktır.  Şizoid uzlaşmanın en özlü örneği fantezidir. 

 


 
< Önceki   Sonraki >