Bu site ruh sağlığı alanında insanlarımızı bilgilendirmek, eğitmek ve yardımcı olmak amacı ile hazırlanmıştır. Bu sitede size verilen bilgiler sizi tedavi amacına yönelik değildir. Bir sorununuz varsa öncelikle ruh sağlığı alanında çalışan yetkin bir kişiye başvurmanızı öneririz.
Uz. Dr. Tahir Özakkaş
Psikiyatrist-Psikohipnoterapist

Psikoterapi, Psikolojik sorunlar, Psikolog, Hipnoterapi

Psikoterapi, Psikolojik sorunlar, Psikolog, Hipnoterapi

Anasayfa arrow Makale arrow İçpsişik Yapılar
İçpsişik Yapılar Yazdır E-posta
Yazı Index
İçpsişik Yapılar
Sayfa 2
Sayfa 3
Sayfa 4
Sayfa 5
Sayfa 6
Sayfa 7
Sayfa 8

 

Ralph Klein, M.D.
Tercüme: Psikoterapi Enstitüsü Çalışanlar 
Not: İzinsiz alıntı yapılamaz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.

       Şizoid hastanın iç psişik yapısını incelemek, şizoidliğin öz doğasını, kalbini incelemektir.           

      Belirli şizoid paradigması nedir?  Diğer bir deyişle, şizoid nasıl durumları tecrübeliyor ki bağlanmanın işleyen bir modeline dönüşebilsin?  Bağlanmamanın anksiyetelerini ve korkularını engellemeye çalışırken, bağlanmanın faydalarını kazanmak için şizoidin ne tür bir anlaşmayla uzlaşması gerekir?           

      Bu soruların cevapları hastaları dinlemekten geçer.  Bilimsel kaçamak noktaları çok fazla ve aşikardır. Birisi ne kadar çok hasta dinleyebilirse, bununla birlikte, cevaplar da o kadar çok kesin ve uygulanabilir hale gelir.

Masterson, borderline ve narsisistik modellerin doğasını net bir biçimde tanımlamıştır.  Borderline bozukluğu için temel paradigma; gerileme için ödül, benlik etkinleştirmenin karşısında geri çekilme (Masterson, 1978).  Narsisistik bozukluk için, temel model; “Ben mükemmelim ama senin bunu doğrulamana ihtiyacım var.” Ya da “ Sen mükemmelsin, ve ben senin mükemmelliğinin parıltısında güneşlenebilirim” (Masterson, 1981, 1993).Şizoid birey için, anlaşma yapmanın uzlaşma süreci, diğer hiçbir kendilik bozukluğunkine benzemez.  Şizoid problemin doğası kendine hastır.  Narsisistik bozukluğu ve borderline bozukluğu olan kişilerin aksine, uzlaşma gerçeği ya da görevi, şizoid hastaya aşılamaz olarak gözükür.  Şizoid hasta şunu sorar: “Herhangi bir uzlaşma mümkün müdür?  Şizoid hasta için, bir iletişim ağının varlığı kuşkuludur.   Bu gelişimsel dönemlere yerleştirilebilir.  Yaklaşım zamanındaki zihinsel işlevsellik ilkesi, kendilik ile nesne temsilinin ayrışmasını ileri sürer, böylece benzer düşüncelilik daha fazla varsayılmaz.    Daniel Stern (1985), bu yeni zihinsel durumu, ayrı fakat koordine edilebilir zihinler teorisi olarak tanımlamıştır.  Her iki teori de yaklaşım ihtiyacını ya da nesne ile yeni bir tarzda (yeni anlayışlar ve anlamlar geliştirmelidir) koordine olmayı vurgular.  Bağlanmak, koordine olmak ya da paylaşmak için bir iletişim sistemi yerinde olmalıdır.             

    Bir anlaşmaya uzlaşmak için, uzlaşma masasına iki tarafın da gelmesi gerekir.  Bir telefon görüşmesini tamamlamak için, iki insan olmalı, iki telefon ve bilginin üzerinden akacağı bir tel. Borderline ve narsisistik hastalar, iletişim ve uzlaşmanın olasılığı hakkında temel bir inanca sahiptir.  Metaforlarla devam ederken, bu iki kendilik bozukluğuna sahip olan bireyler uzlaşmanın mümkün olduğuna inanır, yani genellikle uzlaşma masasına gelen (her zaman istekli olmasa da) iki taraf da mümkündür, ve çalışan bir teflon hattı vardır.  Eğer çağrı gönderilirse, birisi cevap verecektir.  Narsisitik ve borderline bozukluğu olanlar için esas problem, uzlaşma eyleminde değil de uzlaşmanın doğasındadır.  Bu bozukluklarda, her iki tarafında uzlaşmaya net bir gündemle gelmesi ve bu gündemi empoze etmek istemeleri problemin ortaya çıkma sebebidir.  Gerçek bağlanma, koordinasyon ve paylaşma, çatışmalarla ve çatışmalara verilen tepkilerle yerini değiştirmiştir.  Narsisistik ve borderline hastalar için uzlaşma varsayılan süreç daha önceden tanımlanan paradigmalardır.  Aslında, “ al ya da git” için bir ifadedir ama her şeye rağmen bir ifade.           

     Şizoid hasta için, temel problemler oldukça farklıdır.  Bir iletişim ağının yerinden olduğuna dair hatta ağır risk ve tehlike almadan bir iletişim olacağına dair h.iç inanç ya da temel varsayım yoktur.  İlkel ızdırap ya da tasvir edilemez anksiyete (Winnicott,1965) tamamen izolasyondur çünkü herhangi bir iletişim yöntemi yoktur.  Şizoid hasta için duygusal deneyimin yoğunluğunun, diğer herhangi bir kendilik bozukluğuna eşlik eden yoğunluktan az kalır yanı yoktur. Şizotipal hasta için olası ızdırap ya da anksiyete; umutsuzluk için olabilecek en derin deneyimi beraberinde taşır.           

    “1776” isimli Broadway showunun bir şarkısında şöyle bir nakarat vardır: “Orada birisi var mı? Kimse umursuyor mu? Benim gördüğümü gören başka biri var mı?”  Bu sorular, narsisistik ve borderline hastaların aksine, şizoid çatışmanın kalbindeki problemleri izah etmektedir.  Narsisitik hasta, kendi gördüğünü başkalarının da görmesini sürekli olarak talep eder (tek-fikirlilik, birleştirici, kaynaştırıcı).  Borderline hasta, sürekli olarak “ Kimse umursuyor mu?” sorusunu sorar ve umursayana birinin olmasını garantilemek gerekli için ne gerekiyorsa yaparak, hayatını bu yönde düzenler. Şizoid hasta ilk ve en önemli olarak şu soruyu sorar: “Orada birisi var mı?”            

     Narsisistik ve borderline bozukluğu olanlar için, iletişim ağının öbür tarafında birisi vardır.  Görev, iletişimin ve koordinasyonun belirli durumlarını keşfetmektir, bu,  hastanın kabul, onay ve doğrulama algısı deneyimlemesine izin verecektir.  Narsisitik ve borderline bireyler, yaşamları boyunca, bu kabul, onay ve doğrulamayı koruyabilmek için sonu gelmez manevralar, entrikalar ve şemalar serisi için çabalarlar.           

    Borderline ve narsisistik bozukluğu olanlar, istedikleri ve ihtiyaçları olan kaynakların ve ödüllerin kilidini açacak anahtarı bulmak esas problemdir.  Şizoid hastalar için, anahtarın varlığı bir muallaktır.  Şizoid hasta için, borderline ve narsisistik hastadan, çok daha fazla umutsuz şekilde kişilerarası durumun meseleleri vardır.            

    İşlerin bu umutsuz durumu nasıl doğmuştur?  Erken ebeveyn-çocuk etkileşimin doğasında bu nedir ki bireyi bağlanma olasılığı konusunda  neredeyse ümitsizliğe kadar itiyor?  Hepsinin olmasa bile, çoğu şizoid hastanın öznel deneyimi; bağlanma çabalarının boşa olduğu ve aldırmazlık ya da ilgisizlik ile karşı karşıya geldikleri şeklindedir.  En kötüsü, şizoid hastanın deneyimleri korku ve yönlendirilme, zorlama ya da el konulma ihtimali doludur, ve böyle olmaya devam edecektir.            Şizoid hastanın öznel deneyimi, sağlıklı ya da patolojik olarak aile sisteminde hayati bir çark olmak değildir, daha ziyade,;kişiliksizleştirme,  kişisel ilişkileri kesme fonksiyonudur.  Bir amaç ya da herhangi bir amaç için çağrılabilecek ve sonra tekrar arka rafa emanet edilecek ta ki bir daha ihtiyaç duyulana dek.  Çocuk olarak, şizoid hasta ebeveynden bir cevap tecrübe etmiştir – bir bakış, bir ipucu - .  Kafa karıştırıcı olan bir cevap, ve hasta bunu yorumlayamamıştır ve bunu duygusal oryantasyon (Kişinin çevreye oranla kendi durumunu değerlendirebilmesi)  için kullanmıştır.  Ya da şizoid hasta bir tepki deneyimlemiştir,; aynı şekilde bir duygusal tepkiyi ya da duygusal bilgiyi aileye gere uyguladığı için,  neredeyse aşağılayıcı, bir bakış deneyimlemiştir.  Her iki durumda da, geri dönmeyen iletişim deneyimi vardır.           

    Bu durumdaki bir çocuk, kendi donanımları ile bırakılmıştır.  Geleceğin şizoid hastası için önemli problem; hayattaki bu kritik dakikalarda, çocuk kendi kendine karar veremediği durumlarda,  aslında çocuğun diğerinden fiili veri talep ettiği durumlarda, ipucu ve cevap temin edecek diğer kişinin olmamasıdır.  Şizoid hastanın deneyimi; kabul, doğrulama ve onay alması için ne yapılması gerektiği hakkında çocuğu bilgilendiren sürekli bir uzlaşma örüntülerinden biri değildir.  Sürekli örüntü olabilmesi için belirli zamanlarda, belirli sebep ya da uyak olmadan, belirli işlevleri sergilemesi gerekir.Onay, kişinin yapılmasını istenen durum karşısındaki müsaitliği ile verilmektedir.   Bir hasta bunu ailesinin bir “ insan el süpürgesi” olmakla tanımlamıştı.  Şöyle tanımladı;” sessizce dolapta asılı duran.   Görülmez ya da duyulmazdım.  Ama bir şey yapılması için bana ihtiyaç duyduklarında – değişik zamanlarda değişik şeyler – çağrılırdım, dolaptan çıkarılırdım, kullanılırdım ve sonra geri kaldırılırdım.”  Bu, kendi deyimiyle bir “ arka-raf varoluşuydu”.           

     Şizoid hasta işlevlerini iyi yerine getiriyordu ve muhtemelen böylece kendilik-değeri hissini deneyimliyordu.  Bu bir çok, muhtemelen çoğu, şizoid hasta için doğrudur. Aslında, bu bağlamda, işlevin düşüncesi, duygudan yoksun bir tanedir.  Şizoid hastanın kendilik-değeri deneyimi, kişiler arası duygusal doğrulamadan yoksundur.             

    Şizoid hastaların deneyimi sanki yaşamıyorlarmış, içinde büyüdükleri ailenin dinamik bir parçası değillermiş gibidir.  Şahsına özel duyguları olmayan nesneler gibi davranıldıklarını, yapmaları istenen değişken amaçlar için kullanıldıklarını ve idare edildiklerini deneyimler.  Şizoid hastalar bu tür tecrübelerini anlatırken belli başlı bazı metaforları tekrar ve tekrar kullanırlar, örneğin kukla ya da android gibi hissetmek veya en sıklıkla kullanılan, köle gibi hissetmek. Geleceğin şizoid hastası, çocukluğunda  dış geri bildirimden çok daha fazla ve daha fazla iç geri bildirime güvenmeye başlar.             

     Eğer bir birey, kendi davranışları karşısında diğer kişiden gelecek, belli bir derece, kabul ve doğrulanmayı bir kenara bırakın, sadece onayı rahatça tahmin edemiyorsa, o zaman bu birey belli bir derece kabullenmeyi sağlama almak için,  diğer kaynaklardan gelecek ipuçları ve geri bildirimlere yönelmeye zorlanır. Aksi takdirde, birey hayatı; atılan taşın hiçbir zaman dibe ulaşamadığı, cevap yaratmadığı,  ve çevreden hiçbir eko alamadığı sonsuz bir dizi bölüm olarak deneyimler.  Bu doğasında korkunç olay tecrübe, sonsuz dek düşmenin başlıca ızdırabına benzer (Winnicott, 1965, s.76).           

    Bir çok şizoid hastanın hikayesinin bir parçası olan bir olgu, tanımlanan  öznel deneyimin benzerini çarpıcı olarak belirtir ve tasdik eder.  Şizoid hatalar, latent yaşlar civarında, - genellikle yedi ile dokuz yaşlar arası -, ne yaparlarsa yapsınlar, bekledikleri ve ihtiyaç duydukları; onayı, doğrulanmayı ve kabulü ebeveynlerinden bekleyemeyecekleri gerçeğinin farkına varırlar. Bu bir seferlik bilinçli farkındalıktır, hikayesindeki yapılanmanın bir parçası olan geçmişi kapsayan bir farkındalık değildir.  Hastalar, bir anlığına ebeveynlerinin onları sevmediğini ve ebeveynlerinin sevgisini geri kazanmak için yapacakları bir şeyin kesinlikle olmadığının bilinçli duygusunu belirtirler. Bu deneyim şizoide özgüdür.narsisistik ve borderline bozukluklar kesinlikle ulaşılamaz olan kaynakların hazine sandığını açmak için sınırsız çaba sarf etmeleri ile betimlenirler.  Bu çabaların durma noktası yoktur.  Şizoid hasta için, bu tür çabalar; ailenin müsait olmama deneyiminin gerçekliğinden kaçmayı da göz önünde bulundurmalıdır. 

   


 
< Önceki   Sonraki >