|
Anasayfa
Makaleler
|
makaleler
|
|
Ralph Klein Tercüme: Psikoterapi Enstitüsü Çalışanları Not: İzinsiz alıntı yapılamaz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Şizoid kişilik bozukluğunun (buradan ileride şizoid kendilik bozukluğu olarak belirtilecektir) daha belirgin tanısı ve dinamik şizoid kavramının evrimi, akla bir takım sorular getirir: |
|
Devamını oku...
|
|
|
makaleler
|
|
Ralph Klein, M.D. Tercüme: Psikoterapi Enstitüsü Çalışanları Not: İzinsiz alıntı yapılamaz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Yüzyılın başından kısa bir süre sonra, şizoid kişilik bozukluğu, bir ya da diğer biçimde, farklı bir klinik sendrom olarak tanındı. Şizoid kişilerin tanımı ilk önce, şizofrenilerin yakın akrabası olarak gözüken, psikoz olmayan fakat garip ve çoğunlukla soyutlanmış bireyleri ima etmekteydi. Sonraları, nesne ilişkileri kuramcılarının çalışmalarıyla, kavram gelişti ve oldukça belirgin şekilde dış dünyadan ziyade kendi iç dünyalarına yöneltme eğilimi sergileyen hastalar üzerinde dikkatlerini yoğunlaştırdılar. Bu hastalar çoğunlukla, yoğun bir vazgeçme ve içe kapanıklık sergiliyorlardı. İnsan ilişkilerinde genel bir engelleme söz konusuydu. Onlar, nasılsa, şizofrenik hastalarla karıştırılmıyorlardı; ancak, bütün insanlarda bulunabilen eğilim ve faktörlerin, çarpıtmalarını ve patolojik ayrıntılarını sergiliyorlardı. Yakın geçmişte, şizoid kişiliği; kişiler arası ilişkilerdeki sosyal aldırmazlık ve sosyal endişenin klinik özelliklerine odaklanan, oldukça sınırlı bir sendrom olarak, DSM III’ de, DSM’nin gözden geçirilmiş üçüncü versiyonunda (DSM- III- R) ve DSM- IV’te tasvir edilmiştir. Şizoid kişilik bozukluğunun komple tanımlayıcı açıklaması, tüm bu açıklamaları içerirdi ve yine de bütün bunların bir araya getirilmesi; şizoid patoloji olgusunu doğrulamaya yetmezdi.
|
|
Devamını oku...
|
|
|
makaleler
|
Ralph Klein, M.D.
Tercüme: Psikoterapi Enstitüsü Çalışanları
Not: İzinsiz alıntı yapılamaz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz. - Gelişimsel teori konusunu ve onun şizoid kendilik bozukluğu teşhisine ve anlayışına uygulanmasını değerlendirirken, ele alınması gereken birkaç soru vardır. Gelişimsel teoriye ne kadar önem vermek gereklidir? Gelişimsel teori anlayışının, hastanın fiili klinik tedavisinde ne kadar önemi vardır? Tedavi konusunun aciliyetinin ele alınmasına çok az ihtiyacı olan bireyler mi gelişimsel teori hakkında tartışıyorlardır?
|
|
Devamını oku...
|
|
|
makaleler
|
|
- Ralph Klein, M.D.
- Tercüme: Psikoterapi Enstitüsü Çalışanlar
- Not: İzinsiz alıntı yapılamaz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Şizoid hastanın iç psişik yapısını incelemek, şizoidliğin öz doğasını, kalbini incelemektir. Belirli şizoid paradigması nedir? Diğer bir deyişle, şizoid nasıl durumları tecrübeliyor ki bağlanmanın işleyen bir modeline dönüşebilsin? Bağlanmamanın anksiyetelerini ve korkularını engellemeye çalışırken, bağlanmanın faydalarını kazanmak için şizoidin ne tür bir anlaşmayla uzlaşması gerekir? Bu soruların cevapları hastaları dinlemekten geçer. Bilimsel kaçamak noktaları çok fazla ve aşikardır. Birisi ne kadar çok hasta dinleyebilirse, bununla birlikte, cevaplar da o kadar çok kesin ve uygulanabilir hale gelir. |
|
Devamını oku...
|
|
|
makaleler
|
|
Not: Aşağıdaki metin Kenneth R. Evans ve Maria C. Gilbert'in Bütüncül Psikoterapiye Giriş Kitabından Tercüme edilmiştir. Tercüme: Psikoterapi Enstitüsü Çalışanları Bütüncül bir ilişkisel psikoterapi modeli için önsöz Entegrasyondan bahsederken, “bütüncül” teriminin pek çok tanımı ve kullanım alanı vardır. Genel olarak, terim, psikoterapide örnekleyen veya kavramsal olarak tutarlı, ilkeleri belli iki veya daha fazla yaklaşımın kombinasyonuna doğru giden veya yeni bir meta-teorik entegrasyon modelini temsil eden her türlü yönelime atıfta bulunur. Literatürde genellikle “entegrasyon” ve “eklektizm” arasında bir ayrım yapılır; entegrasyon kapsamlı ve iç tutarlılığı olan bir süreç olarak kabul edilirken, eklektizm genellikle belirli bir durumda “işe yarayan” her türlü yöntem arasından, orjinal yaklaşıma teorik olarak uygunluk veya teorik tutarlılık derdi gütmeksizin, gelişigüzel bir seçim yapma olarak tanımlanır. Oysa, pratikte çoğu klinisyenin kullandığı bütüncül yaklaşımdaki dinamik tarza bakıldığında, ikincisi, kişinin geliştiği, değiştiği ve zaman içinde kendine has bir çalışma tarzı geliştirdiği sürecin aşamalarından biri olarak görülebilir. Bu gelişim süreci içinde çoğumuz “ hastanın ihtiyaçlarına göre farklı yaklaşımlardan yararlanırım” dediğimiz bir aşamadan geçmişizdir. Bu gelişim süreciyle ilişkili olarak Norcross ve Goldfried’un entegrasyon hakkında yaptığı yorum şudur: “Temel ayrım ampirik pragmatizm ile teorik esneklik arasındaki farka dayanır. Entegrasyon, eklektizmdeki çok çeşitli süreçlerin pragmatik bir harmanlanmasının ötesine geçen bir kavramsal ve teorik yaratım taahhütünde bulunur” (Norcross ve Goldfried, 1992, sf. 12). Bu kitabın amacı, okuyucuya, farklı hasta ihtiyaçlarına uygun yaklaşım esnekliğini içinde barındıran yaratıcılıkta ve ilişki paradigmasına dayalı bir entegrasyon modeli için çerçeve sunmaktır. |
|
Devamını oku...
|
|
|
makaleler
|
|
Not: Aşağıdaki metin Kenneth R. Evans ve Maria C. Gilbert Bütüncül Psikoterapiye Giriş Kitabından Tercüme edilmiştir. Tercüme: Psikoterapi Enstitüsü Çalışanları Felsefe ve değerler üzerine neden bir bölüm koyduk?
Epistemolojinin (bilgi teorilerinin) psikoterapideki her türlü yaklaşımı anlamakta çok önemli bir yeri olduğunu düşünüyoruz. Bir psikoterapi modelinin felsefi temeline dair elimizde en azından genel bir bilgi olmadığında, modelin dayandığı teoriyi veya modelin klinik alanda uygulanışına dair değerleri eleştirmemiz mümkün olmaz. Bir psikoterapistin değerlerini yok sayacağını varsaymak garip olur; bu değerler her zaman açıkça ortaya çıkmasalar da aslında her zaman davranış veya tavırlarında zımnen vardırlar. Bilgi, iktidarın aracıdır ve hiçbir zaman politik olarak masum değildir (Tanesini, 1999). Bu nedenle, bir bilgiye dayandığını ileri süren bir psikoterapi yönteminin, hastaya nasıl (değerleri içinde açıkça veya gizil bir şekilde var olan) bir güç taşıyacağı sorusu çok anlamlıdır. |
|
Devamını oku...
|
|
|
makaleler
|
Not: Aşağıdaki metin Kenneth R. Evans ve Maria C. Gilbert Bütüncül Psikoterapiye Giriş Kitabından Tercüme edilmiştir. Tercüme: Psikoterapi Enstitüsü Çalışanları
Psikolojide üç temel düşünce akımının gelişimi, önce birbirlerinden tamamen soyutlanmış ve birbirlerine zıt düşerek sonra da bu gelenekler arasında yavaş yavaş köprülerin kurulmasıyla, entegratif hareketin tarihine damgasını vurur. Bütün gelenekler insan zihninin işleyişine dair paha biçilmez görüşler kazandırmıştır. Psikanaliz bilinçdışı süreçlere ve bunların bütün deneyimlerimizi nasıl etkilediğine dair bir bilgi sağlamıştır. Aktarımın önemine yaptığı vurgu ile geçmişten gelen ilişkilerin, bugünkü bilinçli farkındalığımız içinde nasıl yeniden yaratıldığını ve hayatlarımızı etkilediğini göstermiştir. Davranışçılık ise öğrenme süreci içinde olumlu ve olumsuz pekiştireçlere nasıl duyarlı olduğumuzu anlatmıştır: davranışın olumsuz dahi olsa pekiştirilmesiyle kalıcı hale geldiğini göstermiştir. Ancak öğrenilmiş şey geri döndürülerek daha adaptif davranışlarla yer değiştirebilir. Bunlara ek olarak, hümanistik psikoloji, kişinin kendini gerçekleştirme dürtüsü sayesinde kendini sağaltma potansiyeli ve kapasitesine olan inancını kazandırmıştır. Psikoloji içindeki üç geleneğin haritasını çıkartan Clarkson (1992), psikanalizin “Neden?” sorusuna odaklandığını ve anlam ve içgörü arayışı içinde olduğunu söyler. Davranışçılık “Ne?” sorusuna odaklanır, ve işlevsiz ve değişim gerektiren davranışlara bakar. Hümanizm ise “Nasıl?” sorusunu sorar; yani kişinin nasıl hissettiği ile duyuları, duyguları ve dünyanın duyusal deneyimlenişini araştırır (Clarkson, 1992, sf.3). Bunlara, kişinin içinde yaşadığı bağlama, sorunun her zaman bir sistem sorunu olduğu varsayımı üzerinden sorunun hangi zaman ve mekanda varolduğuna bakan ve “Nerede?” sorusunu soran sistem-teorisi ile bütün insanlara dair oldukları düşünülen anlam, ölüm ve soyutlanma meseleleri üzerinde uğraşan ve “Ne için?” sorusunu soran, insanın varoluşsal anlamının nerede yattığını soran varoluşçuluk akımını ekleyebiliriz. |
|
Devamını oku...
|
|
|
makaleler
|
Not: Aşağıdaki metin Kenneth R. Evans ve Maria C. Gilbert Bütüncül Psikoterapiye Giriş Kitabından Tercüme edilmiştir. Tercüme: Psikoterapi Enstitüsü Çalışanları
Sonuç araştırmaları üzerinden yürüyen tartışmaları Paul’un 1967’de sorduğu önemli soruyla açmak istiyoruz: “Bütün sonuç araştırmalarının cevabını bulmaya çalıştıkları soru, tüm karmaşıklığına rağmen şu olmalıdır: Bu spesifik sorunu yaşayan hastaya en etkin sağaltım için, hangi tedavinin, kim tarafından, hangi koşullar altında uygulanması gerekir?” (Paul, 1967, sf. 111). Bu sorunun önerdiği yol, belirli bir sorun ve/veya hasta grubu ile çalışırken en başarılı olunabilecek modelite veya yaklaşım ve yönelimin kullanıldığından emin olmak için farklı tedavi veya yöntemler arasında bir kıyaslama yapmaktır. Psikoterapinin sonuçlarına yönelik yapılan araştırmaların özünde bu sorun ve fobi veya kaygı sendromları gibi belirli “durumlarda” yöntemler arası hangisinin daha iyi sonuç verdiğine yönelik rekabet yatar. Belirli bir yaklaşımın hangi belirli alanda diğerlerinden daha üstün geldiği üzerine yapılan araştırmaların hepsi, aslında hepimizin içinde yatan kendi yönelimimizin diğerkilerden daha işe yarar olduğuna ilişkin arzumuz açısından bakıldığında çok cazibelidir! |
|
Devamını oku...
|
|
|
makaleler
|
|
Not: Aşağıdaki metin Kenneth R. Evans ve Maria C. Gilbert Bütüncül Psikoterapiye Giriş Kitabından Tercüme edilmiştir. Tercüme: Psikoterapi Enstitüsü Çalışanları Kendilik işlevlerine çok boyutlu bir bakış Entegrasyona yaklaşımımızda odaklandığımız ana temalardan biri gelişen kendiliktir. Bu bölümde ilişki-içindeki-kendiliğin farklı yönlerini incleyeceğiz çünkü psikoterapinin bu alanlardan biri, birkaçı veya hepsinde gerçekleşebileceğine inanıyoruz. Hasta için herhangi bir anda, bu alanlardan bazıları diğerlerinden daha önde olabilir; yaşamın farklı evrelerinde diğerleri daha öne çıkabilir. Bu kendilik deneyimi alanlarının, kaçınılmaz olarak birbirleriyle ilintili olduklarını da görebiliyoruz ancak bizim kendilik deneyimlerimizin bazı özel taraflarına ışık tutabilmek için her birini ayrı ayrı ele almak gerektiğini düşünüyoruz. |
|
Devamını oku...
|
|
|
makaleler
|
|
Not: Aşağıdaki metin Kenneth R. Evans ve Maria C. Gilbert Bütüncül Psikoterapiye Giriş Kitabından Tercüme edilmiştir. Tercüme: Psikoterapi Enstitüsü Çalışanları Temel odak: birlikte yaratılmış psikoterapötik ilişki Psikoterapi anlayışımızın merkezinde terapötik ilişkinin birlikte yaratılması, her iki tarafın da katılımının olduğu etkileşimli bir olay olması yatar. Bir tarafın diğerine birşeyler “yaptığı” diğer tarafın ise edilgen bir alıcı olarak durduğu bir ilişki değildir. Hastanın da terapistin de birlikte katkı sağladıkları sürekli olarak gelişen ve birlikte yapılandırılan bir ilişkidir. Sağaltım ve değişim de bu terapist ve hasta arasında birlikte yaratılan ilişki içinden ve onun yoluyla olur. Terapötik ilişki terapi odasında karşılıklı etkileşim içinde olan iki insan arasındaki dinamik süreçtir. Bu katılımcı tarafların bireysel farklılıklarından dolayı her zaman benzersiz bir karşılaşmadır. İlişki, hastanın da sürekli olarak terapisti etkilediği, iki-kişilik bir terapötik süreç olarak görülür. |
|
Devamını oku...
|
|
|
makaleler
|
|
İntrapsişik Yapı Not: Aşağıdaki metin J. F. Masterson'ın Klinik Tablo Kitabından Tercüme edilmiştir. Tercüme:Psikoterapi Enstitüsü Çalışanları Teşhirci Narsisistik Kişilik Bozukluğu (Şekil 2.1) Nesne İlişkileri Birleşmiş Birimleri Teşhirci narsisistik kişilik bozukluğu vakalarının yaşadığı gelişimsel duraklamanın neticesinde ortaya çıkan intrapsişik yapının yüzeysel klinik gözlemi söz konusu yapının sadece tek bir nesne ilişkileri biriminden oluştuğu, sınırda kişilik bozukluğu vakalarındaki iki kısımlı birimlerin tersine, izlenimi yaratacaktır. Bu şekilde bir görüntünün ortaya çıkmasının nedeni savunma biriminin eşsiz biçimde sürekli aktivasyonudur. Diğer taban birimi ise ancak savunmadaki süreklilik engellendiğinde, tedavide kendisini ortaya çıkartmaktadır. |
|
Devamını oku...
|
|
|
makaleler
|
|
Not: Aşağıdaki metin J. F. Masterson'ın Klinik Tablo Kitabından Tercüme edilmiştir. Tercüme:Psikoterapi Enstitüsü Çalışanları Narsisizm terimi kişilik bozukluğuyla o kadar ilintili hale gelmiştir ki yaşam için temel önem taşıyan sağlıklı narsisizm ile patolojik narsisizm arasında bir ayrım yapmak gerekmektedir. |
|
Devamını oku...
|
|
|
makaleler
|
|
Not: Aşağıdaki metin J. F. Masterson'ın Klinik Tablo Kitabından Tercüme edilmiştir. Tercüme:Psikoterapi Enstitüsü Çalışanları Narsisizm terimi kişilik bozukluğuyla o kadar ilintili hale gelmiştir ki yaşam için temel önem taşıyan sağlıklı narsisizm ile patolojik narsisizm arasında bir ayrım yapmak gerekmektedir. |
|
Devamını oku...
|
|
|
makaleler
|
|
Klinik Tablo Bukalemun Not: Aşağıdaki metin J. F. Masterson'ın Klinik Tablo Kitabından Tercüme edilmiştir. Tercüme:Psikoterapi Enstitüsü Çalışanları “Sınır vakası” olan hastasıyla yaşadığı terapötik bir çıkmazın şaşkına çevirdiği terapist akıl danışmak için yardım alır ve hastasının simgelediği klinik tabloyu güzelce tanımlar: depresyon, kendini ifade etme güçlükleri, ilişkilere ve terapistine tutunma çabası, öfke ve dürtü kontrolünde güçlükler, kendini yeterince algılayamama ve kendine zarar verici davranışların varlığının inkarı. |
|
Devamını oku...
|
|
|
makaleler
|
|
Not: Aşağıdaki metin J. F. Masterson'ın Yüzleştirme Sanatı Kitabından Tercüme edilmiştir. Tercüme:Psikoterapi Enstitüsü Çalışanları Borderline hastanın yansıtma (projective) savunmasının tutsağı olan terapist daha az etkili yüzleştirme yapabilmektedir. Bu hastalar, temsili dünyalarını düzenlemek, çatışma ve ızdırap dolu duygulanımlarına (afekt) karşı savunma yapabilmesi için yansıtma (projective) tekniklerine uygundurlar. |
|
Devamını oku...
|
|
|
makaleler
|
|
Not: Aşağıdaki metin J. F. Masterson'ın Yüzleştirme Sanatı Kitabından Tercüme edilmiştir. Tercüme:Psikoterapi Enstitüsü Çalışanları Bu yüzleştirme tartışması içerisinde, “bilim” ve ya “teknik” yerine yüzleştirme “sanat” ını vurgulayan başlığın seçimi bu psikoterapik müdahalenin kullanımı ile ilgili esas kavramın önemini vurgulamaktır. |
|
Devamını oku...
|
|
|
makaleler
|
|
Not: Aşağıdaki metin J. F. Masterson'ın Yüzleştirme Sanatı Kitabından Tercüme edilmiştir. Tercüme:Psikoterapi Enstitüsü Çalışanları Tarihte borderline kişilik bozukluğu tedavisindeki başarı uzun gecikmeye uğramıştır. Bunun birçok sebeplerin arasında en önemlisi ekseriyetle borderline hastaların tedaviye daha iyi olmak için gelmediklerinin anlaşılmasındaki başarısızlıktır. Daha ziyade öncelikli olarak iyi hissetmek için tedaviye girerler, iyi hissetmek genellikle iki senaryodan her birini ve ya ikisini de yaratır: (1) Borderline hasta, öncelikli ve önemli kişi olma görevini yapacak ve gerekli koruyucu rolünü üstlenecek terapist arar. (2) Borderline hasta terapötik durum arar ve de geri çekilme obje ilişkisi parça birimi ve altında yatan terk depresyonunun eşlik ettiği acı veren hislerini üzerinde açığa vurabileceği, kurtulabileceği ve ya yansıtabileceği terapist arar. |
|
Devamını oku...
|
|
|
makaleler
|
|
Not: Aşağıdaki metin J. F. Masterson'ın Yüzleştirme Sanatı Kitabından Tercüme edilmiştir. Tercüme:Psikoterapi Enstitüsü Çalışanları Borderline hasta ile çalışırken, Patolojik savunmayı ve hastanın hem dışarıda hem de tedavi ayarlamaları içerisinde kendini gösteren dirençlerini yüzleştirmeye terapist hazırlıklı olmak zorundadır. Gerçeklik bozukluğu (distorsiyonda) ve düşüncelerin, duyguların ve eylemlerin sorumluluğundan kaçma nedeni ile uyumsuzluk (maladaptasyon) esnasında Borderline hastanın tüm girişimleri karşılanmalıdır. Bunlar hastanın sahte ve savunmacı benliğinin harekete geçirilmesi ve faaliyetinin ürünüdür. Bu can alıcı bir noktadır çünkü savunma ve direnç esnasında ki bu girişimler sahte ve savunmacı benlikle özdeşleşen ve bunu gerçek benlik olarak gören hastaya egemen olur. |
|
Devamını oku...
|
|
|
makaleler
|
|
Not: Aşağıdaki metin J. F. Masterson'ın Yüzleştirme Sanatı Kitabından Tercüme edilmiştir. Tercüme:Psikoterapi Enstitüsü Çalışanları Terapist “nasıl” sorusunu yöneltirken, yüzleştirmenin temelde terapötik tarafsızlığın bir teknik kolu olduğunu unutmamak zorundadır. Borderline hastalar ile çalışırken, “terapötik tarafsızlık” terapistin boş ekran olduğu ve ya açık ve kesin terapötik referans çerçevesi olmaksızın terapi yapması anlamına gelmez. |
|
Devamını oku...
|
|
|
makaleler
|
|
KARŞI AKTARIM KONTROLÜ HASTANIN YANITI KLİNİK KAYNAKLAR Not: Aşağıdaki metin J. F. Masterson'ın Karşıaktarım Kitabından Tercüme edilmiştir. Tercüme:Psikoterapi Enstitüsü Çalışanları 37) Terapist karşı aktaraımı kontrol eder; hasta kendi zayıf öz-imajı hakkında konuşarak yanıt verir (ss. 72-73); 38) Ego gücünün klinik kanıtları – yansıtmaya gerçeklik limitlerinin konulması (s 74); 39) hasta çalışırken müdahale etmeyin (s 74); 40) Müdahale görüşmein doğal mimarisini ya da yapısını bozar (s 74); 41) Müdahaleyi yalnızca en önemli aşamanın ortasında yapın (s, 74); 42) müdahalenin önceliği (ss, 77-79); 43) Yeterli terapötik test (s, 80) |
|
Devamını oku...
|
|
|
makaleler
|
- Karşı aktarım: Aşırı Yönergesizlik
Not: Aşağıdaki metin J. F. Masterson'ın Karşıaktarım Kitabından Tercüme edilmiştir. Tercüme:Psikoterapi Enstitüsü Çalışanları
KLİNİK ÇALIŞMA 34) Aşırı yönergesiz karşı aktarımın yönetilmesi (s.66); 35) Anksiyeteyle bağlantı kurmak için hareketsizliğin kullanuılması (s. 67) ; 36) Kaçınmayla karşı karşıya gelme (s.66) |
|
Devamını oku...
|
|
| << Başa Dön < Önceki 1 2 Sonraki > Sona Git >>
| | Sonuçlar 1 - 21 Toplam: 29 | |